Bugün günlerden 14 Mayıs 2014. Dün yaşanan acı olay hepimizin yüreklerini dağladı.
İhmal var deniyor, hata var, eksik var deniyor. Şu yapılsaydı bu şekilde olmazdı, bu yapılsaydı hiçbiri ölmezdi... Hangisi yapıldı peki? Bu güne kadar hangisi yapıldı?
Vardiya değişimi sırasında trafo patlıyor. Mümkün mü? Mümkün olmalı mı? Orası maden. Orası karanın karası. Orası insanların üç beş kuruş için hayatlarını karattığı, ciğerlerini bitirdiği yer. Orası temiz kalpli, üstü başı kir içerisinde kalmış insanların çalıştığı yer.
Bir yedek plan olması gerekmez mi? Fazladan havalandırma yapılması uygun olmaz mı madenlere? Kime yükleyeceğiz bunun suçunu? Diyorlar ki iddianame hazırlanıyor, ama yargılayacağımız insanların da yarısı içeride öldü.
İnsanın bir yerde kendini de sorgulaması gerekmiyor mu? Bu şekilde devam eder mi, etmeli mi diye?
İçeride yaşayan insanlar varsa bile yangın hala devam ettiği için her geçen an şansları azalıyor.
En azından bundan sonrası için ne yapılabiliyorsa, bundan sonrası için ne önlem alınabiliyorsa yapılsın. 205 can gitti. Daha fazlası olmasın. Bu işçiler iyileşince yine madende çalışacağım borcum var diyor.
Bundan sonra en azından kendilerini önemli hissederek, güvende hissederek çalışsınlar...
Ölen işçilere Allah'tan Rahmet, kalan yakınlarına da başsağlığı diliyorum.
Acınızı anlıyor ve en acı şekliyle hissederek paylaşıyoruz...
14 Mayıs 2014 Çarşamba
3 Mart 2014 Pazartesi
SAFRANBOLU GEZİ NOTLARI
Safranbolu İstanbul'dan 411 KM, yaklaşık 4,5 saat sürüyor. Tabii yolda herhangi bir duraklama yaşamazsanız. Fakat ben size daha önceki yazımda da belirttiğim gibi High Way Outlet'e uğramadan geçmeyin derim. Gerçekten büyük bir avm ve içerisinde neredeyse bütün büyük markaların outlet mağazaları var.
Safranboluyu detaylı olarak gezmek istiyorsanız bir gece konaklamanızı tavsiye ederim. Çünkü zaten ilk gününüzün 4,5 - 5 saatlik bir kısmı yolda geçiyor.
Safranboluya giderken yanınıza sizin için de faydalı olacak aşağıda resmini paylaştığım gezi haritasını alabilirsiniz. En azından gideceğiniz yerlerin planlamasını yapmanız daha kolay olur.
Safranbolu'ya vardığınız zaman önce şehir merkezine inersiniz. Bütün yollar sizi oraya çıkartır (Kazdağlıoğlu Meydanı). Şehir merkezine inerken sağ tarafınızda bir ilköğretim okulu kalır. Aracınızda aklınız kalmadan ve park yeri arama derdi olmadan aracınızı buraya makul bir ücret karşılığında bırakabilirsiniz. Bunun dışında da bırakabileceğiniz sokaklar var, fakat sokaklar çok dar ve engebeli. Yine de karar sizindir.
İlk önce sizi uyarmam gereken konulardan birisi de mutlaka rahat bir spor ayakkabı ile gitmeniz. Altının da kaymıyor olması gerekir. Çünkü yerler arnavut kaldırımı veya normal kaldırım değil. Eski zamanlardan kalma taşlar döşenmiş şekilde duruyor. Aynı şekilde sonrasında gideceğiniz Mencilis Bulancak mağarasında da ayağınızın kayma riski var. Bu sebeple rahat ve altı kaymayacak ayakkabı Safranbolu gezisi için önemli.
İlk gezilecek yerlerin başında şehir merkezine çok yakın olan Kaymakamlar gezi evi var. Gezi evinin içi eski zamanlardaki adetler canlandırılarak düzenlenmiş. Evdeki bütün detayları görebilmeniz mümkün. Aynı zamanda evi gezmeye başlamadan önce size küçük bir rehberlik hizmeti de veriliyor. Evin geçmişi, odaların ne şekilde kullanıldığı anlatılıyor. Bence gayet güzel bir uygulama olmuş.
Kaymakamlar gezi evinden çıktıktan sonra yukarıya doğru giden merdivenleri takip ettiğiniz zaman Hıdırlık Tepesine çıkmış oluyorsunuz. Hıdırlık tepesinden şehri kuş bakışı izleyebilir ve güzel resimler çekebilirsiniz. Giriş ücreti gayet komik bir rakkam. Sadece 1 TL ödeyerek çıkabiliyorsunuz. Aynı zamanda Hıdırlık tepesinde bulunan çay bahçesinde şehri seyrederek çayınızı yudumlayabilir, hatta isterseniz nargilenizi içebilirsiniz. Şehir manzarasına karşı gayet keyifli bir mekan yapılmış.

Hıdırlık tepesinden ayrıldıktan sonra aşağıya doğru iniyorsunuz ve İzzet Mehmet paşa Camii'ne varıyorsunuz. Camiiye giderken ufak bir çarşının içinden geçiyorsunuz. Fırından alacağınız sıcacık simitinizle birlikte çarşıyı gezebilirsiniz. Çarşının içinde su kabağından yapılan çok güzel ışıklardan alabilirsiniz.
Çarşıdan devam ettiğiniz zaman İzzet Mehmet Paşa Camiine varıyorsunuz, içinden geçerek Demirciler çarşısına varıyorsunuz. Demirciler çarşısında aklınıza gelebilecek her türlü süs eşyası, antika ve değişik objeler bulabilirsiniz. Seçenek sonsuz gibi :) Aralarından bir tanesi kesinlikle sizin için.


Benim kendim için seçtiğim ve şu anda çok severek kullandığım mumluğu da aşağıdaki sizinle de paylaşmak istedim.

Biz birazda fotoğraf çekebilmek amacıyla dereboyunu takip ederek ara sokaklara ve arka mahallelere daldık. Bir kaç resim çektikten sonra Cinci hamamına geçtik ve bir yorgunluk kahvesi içtik.
Cinci hamamı hem restaurant, hem cafe, hem de otel olarak tasarlanmış güzel ve eski Safranbolu mekanlarından. Fakat odalar kısmı yeni restore edilmekte ve odaların bulunduğu kısma gezmek için gelen misafirlerinde alınması sebebiyle biraz gürültülü olan odalar pek konforlu değil gibi geldi bana. Yalnız restorasyon işlemi tamamlandıktan sonra eğer odaların bulunduğu üst katlara gezmek için gelen misafirler alınmazsa keyifli bir konaklama mekanı olabilir.
İyice akşamın çökmesiyle beraber yemek yemek istedik ve alkolde alabileceğimiz Kadıoğlu Şehzade Konağı 4'e gittik. Öğrendik ki Safranbolu'da en çok Kadıoğlu Şehzade konakları varmış. Hem konaklama, hem de yemek alanında hizmet veriyorlar. Yemekleri gayet lezzetli, porsiyonları da gayet büyük. Özellikle Safranlı Şehzade pilavını şiddetle tavsiye ederim. Güveçte yapılıyor, üzeri kaşar peyniri ile kapatılıyor ve enfes bir lezzeti var.
Yemekten o kadar memnun kaldık ki, konaklamasının da aynı güzellikte olacağını düşünerek yer sorduk. Yemek yediğimiz konakta olmadığını, ama şehre daha yakın olan Kadıoğlu Şehzade Konağı 2'de konaklayabileceğimizi ilettiler. ben bir konak odasında bu kadar rahat edebileceğimi hiç tahmin etmezdim. İçerisinde duşu ve tuvaleti olması en büyük artılarından birisiydi. kalorifer tesisatı döşedikleri için odanın içi gayet sıcak ve konforluydu. Sabah kahvaltısı da gayet keyifliydi. İyi ki burada kalmışız diyerek gayet memnun şekilde otelimiz olan konağımızdan ayrıldık.
Konağın çok yakınında olan ve yürüyerek gidebileceğimiz Eski Hükümet Konağı'na gittik. Hükümet konağının içerisinde ufak bir teknoloji odası var. En eskilerden gelen bilgisayarlar, CD çalarlar, laptoplar var. İlginizi çekeceğine eminim. Teknolojinin nereden, nereye geldiğine dair çok güzel görseller mevcut.
Daha sonra konağın üst katına devam ediyorsunuz. Eskiden kullanılan şeklinin gösterildiği bir oda, eski kitapların sergilendiği bir oda, eski geleneklere ait bir oda ve Safranboluyu resimlerle anlatan bir oda var. Bu odalardan bir iki tanesi aynı oda olabilir. Şu anda sadece bilgileri vermeye çalıştığım için odaları karıştırıyor olabilirim. Mazur görün lütfen :)
Üst ve orta katı gezdikten sonra konağın dışındna alt katına iniyorsunuz. Burada görselleri bulunan kundura ve demir ustalarının işlerini, eczane ve ünlü Safranbolu lokumlarının dükkanlarını görebilirsiniz.
Aslında hükümet konağının yanında eski bir cezaevi bulunuyor. Fakat şu anda bu yapı restaurant olarak kullanılmakta. Eskiden her bölümünde cezaevi canlandırmaları bulunurken, şimdilerde sadece yemek masaları mevcut.
Eski cezaevinin hemen yanında aynı alan içerisinde Safranbolu'nun en eski ve güzel yapılarından saat kulesi bulunmakta. Saat kulesini Safranbolu'lu olan Sadrazam İzzet Paşa yaptırmıştır. Kendisi saat kulesini yaptırmadan önce Safranbolu halkına "hepinizin evine ve cebinize birer saat armağan edeceğim" demiştir. Safranbolu halkı bu kadar saatin nasıl geleceğini düşünürken, Sadrazam İzzet Paşa Safranbolu'ya bu saat kulesini yaptırmıştır. Bu şekilde bütün Safranbolu halkının saati duyması ve her çan sesinde saatin kaç olduğunu anlaması sağlanmıştır. Saat kulesini şu anda 49 yıldır bakımını ve tanıtımını yapan kundura ustası İsmail amca korumaktadır. Saatin bütün işlemleriyle kendisi uğraşmakta ve gelen misafirlere saatin tarihçesini kendisi anlatmaktadır.
İsmail amca aynı zamanda saati bakımının ve onarımının yapılmasını sağlamış ve kadrosuz olmasına rağmen her gün saat kulesine gelerek misafirlere saatle ilgili bilgi vermeyi kendisine görev edinmiştir. Kendisini dinlerken onun gibi insanların artık çok kalmadığını düşünmeden edemiyor insan. Mirasımıza bu denli sahip çıkan, bu kadar vefakar insanlar yok artık.
Çıktıktan sonra yine eski Hükümet Konağı'nın bahçesinde bulunan saat kulelerinin maketlerini gezebilirsiniz. Maketler biraz yıpranmış durumdalar ve bir kaçına bakım yapılması gerekiyor. Ama yine de dünyanın her yerindeki saat kulelerinden örnekler var.
Biz Hükümet Konağından ayrıldıktan sonra biraz daha şehrin içinde gezdik. Merkezdeki Zarif Tat mağazasından Safranlı lokumlarımızı aldık. Safranblı lokum hayatımda yediğim en güzel lokum. Kesinlikle tadılması gerektiğine inanıyorum. Daha sonra yine Safranbolu'nun her yerinde bulunan mağazalardan birinden safran kolonyalarımızı da aldıktan sonra benim çok istediğim Havuzlu Asmazlar Konağı'na doğru yola çıktık. Safranbolu'ya gelmeden önce yaptığım araştırmalarda Konağa çok fazla yer verildiğini ve gezmeden gitmeyin denildiğini okumuştum. Konak aynı zamanda otel olarak ta hizmet vermekteymiş. Fakat büyük bir hüsranla karşılaştım. Çünkü Konak kapalıydı. Turing firmasına devredilen koca konağın neredeyse bütün çevresini gezdik ve bir kapı aradık. ama bütün kapılar kapalıydı ve kapıların önünde büyümüş yabani otlara baktığımız zaman anladık ki uzun zamandır kapalı konumda... Bu bilgiyi sizlerle de paylaşmak istedim ki gittiğiniz zaman oraya gitmek için, veya açık bir kapı aramak için vakit kaybetmeyin.
Asmazlar konağındaki hüsrandan sonra Kristal Ters'a doğüru yola çıktık. Kristal Teras Safranbolu'dan yaklaşık 15 dakika uzaklıkta. Safranbolu'nun içerisinde gezerken turistik herhangi bir yerden hem Kristal Teras'ın, hem de gezmeye kesinlikle değecek olan Mencilis mağazasının broşürlerini alabilirsiniz. Almanızda fayda var çünkü gidiş rotaları karıştırılabilecek gibi. Bir yerden sonra GPS'te fayda etmiyor. Kristal Teras'ın hemen yanında çok eski olan bir de su kemeri bulunuyor. Eğer isterseniz gezebileceğiniz ve piknik yapabileceğiniz bir alan var. Yürüyüş alanı çok uzun ve çok merdivenli. Kendinizi sportif hissediyorsanız tavsiye edilir. Güzel bir manzara var :)
Kristal Terastan ayrıldıktan sonra Mencilis mağarasına doğru gidebilirsiniz. Yine 15 Dakikalık biraz dolambaçlı bir yolu var. Ama yol üzerinde bir veya iki tane (Yanlış hatırlıyor olabilirim. :)) çok güzel manzarası olan kafeler mevcut. Keyifle kahvenizi burada içebilirsiniz.
Mecilis Mağarasına vardığımız zaman ben çok şaşırmıştım. Daha önce hiç bu kadar uzun bir mağara gezmedim. Uzunluğu 2.725 Metre olan mağaraya girdiğiniz zaman farklı bir aleme gitmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Mağaranın içi yaz kış aynı derece. Yanlış hatırlamıyorsam 15 derece olması lazım. İçeride ılık bir hava var. İyice içerilere doğru yürüdüğünüz zaman mağaranın havası sebebiyle terlemeye başlıyorsunuz bu sebeple mont ile gitmemenizi tavsiye ederim. Mağaranın içerisinde sarkıtlar çok güzel aydınlatılmış ve bazıları parlıyor. Simli gibi yani. Mağaradan çıktıktan sonra hemen çıkış kapısında buşunan ufak çay bahçesinde manzaraya karşı bir gazoz içmenizi tavsiye ederim. Şu anda ismini hatırlayamıyorum, ama Safranbolu'ya özel bir gazoz olduğunu ve tadının güzel olduğunu hatırlayabiliyorum :)
Daha sonrasında da gönül rahatlığıyla evinize doğru yola çıkabilirsiniz :)
Sevgiyle kalın,
Merve...
Safranboluyu detaylı olarak gezmek istiyorsanız bir gece konaklamanızı tavsiye ederim. Çünkü zaten ilk gününüzün 4,5 - 5 saatlik bir kısmı yolda geçiyor.
Safranboluya giderken yanınıza sizin için de faydalı olacak aşağıda resmini paylaştığım gezi haritasını alabilirsiniz. En azından gideceğiniz yerlerin planlamasını yapmanız daha kolay olur.
Safranbolu'ya vardığınız zaman önce şehir merkezine inersiniz. Bütün yollar sizi oraya çıkartır (Kazdağlıoğlu Meydanı). Şehir merkezine inerken sağ tarafınızda bir ilköğretim okulu kalır. Aracınızda aklınız kalmadan ve park yeri arama derdi olmadan aracınızı buraya makul bir ücret karşılığında bırakabilirsiniz. Bunun dışında da bırakabileceğiniz sokaklar var, fakat sokaklar çok dar ve engebeli. Yine de karar sizindir.
İlk önce sizi uyarmam gereken konulardan birisi de mutlaka rahat bir spor ayakkabı ile gitmeniz. Altının da kaymıyor olması gerekir. Çünkü yerler arnavut kaldırımı veya normal kaldırım değil. Eski zamanlardan kalma taşlar döşenmiş şekilde duruyor. Aynı şekilde sonrasında gideceğiniz Mencilis Bulancak mağarasında da ayağınızın kayma riski var. Bu sebeple rahat ve altı kaymayacak ayakkabı Safranbolu gezisi için önemli.
İlk gezilecek yerlerin başında şehir merkezine çok yakın olan Kaymakamlar gezi evi var. Gezi evinin içi eski zamanlardaki adetler canlandırılarak düzenlenmiş. Evdeki bütün detayları görebilmeniz mümkün. Aynı zamanda evi gezmeye başlamadan önce size küçük bir rehberlik hizmeti de veriliyor. Evin geçmişi, odaların ne şekilde kullanıldığı anlatılıyor. Bence gayet güzel bir uygulama olmuş.
| Kaymakamlar Gezi Evi |
| Kaymakamlar Gezi Evi |
Kaymakamlar gezi evinden çıktıktan sonra yukarıya doğru giden merdivenleri takip ettiğiniz zaman Hıdırlık Tepesine çıkmış oluyorsunuz. Hıdırlık tepesinden şehri kuş bakışı izleyebilir ve güzel resimler çekebilirsiniz. Giriş ücreti gayet komik bir rakkam. Sadece 1 TL ödeyerek çıkabiliyorsunuz. Aynı zamanda Hıdırlık tepesinde bulunan çay bahçesinde şehri seyrederek çayınızı yudumlayabilir, hatta isterseniz nargilenizi içebilirsiniz. Şehir manzarasına karşı gayet keyifli bir mekan yapılmış.
| Su Kabakları |
Hıdırlık tepesinden ayrıldıktan sonra aşağıya doğru iniyorsunuz ve İzzet Mehmet paşa Camii'ne varıyorsunuz. Camiiye giderken ufak bir çarşının içinden geçiyorsunuz. Fırından alacağınız sıcacık simitinizle birlikte çarşıyı gezebilirsiniz. Çarşının içinde su kabağından yapılan çok güzel ışıklardan alabilirsiniz.
| Lamba Haline Getirilmiş Su Kabakları |
Çarşıdan devam ettiğiniz zaman İzzet Mehmet Paşa Camiine varıyorsunuz, içinden geçerek Demirciler çarşısına varıyorsunuz. Demirciler çarşısında aklınıza gelebilecek her türlü süs eşyası, antika ve değişik objeler bulabilirsiniz. Seçenek sonsuz gibi :) Aralarından bir tanesi kesinlikle sizin için.
Benim kendim için seçtiğim ve şu anda çok severek kullandığım mumluğu da aşağıdaki sizinle de paylaşmak istedim.
Biz birazda fotoğraf çekebilmek amacıyla dereboyunu takip ederek ara sokaklara ve arka mahallelere daldık. Bir kaç resim çektikten sonra Cinci hamamına geçtik ve bir yorgunluk kahvesi içtik.
| Cinci Hamamı |
İyice akşamın çökmesiyle beraber yemek yemek istedik ve alkolde alabileceğimiz Kadıoğlu Şehzade Konağı 4'e gittik. Öğrendik ki Safranbolu'da en çok Kadıoğlu Şehzade konakları varmış. Hem konaklama, hem de yemek alanında hizmet veriyorlar. Yemekleri gayet lezzetli, porsiyonları da gayet büyük. Özellikle Safranlı Şehzade pilavını şiddetle tavsiye ederim. Güveçte yapılıyor, üzeri kaşar peyniri ile kapatılıyor ve enfes bir lezzeti var.
Yemekten o kadar memnun kaldık ki, konaklamasının da aynı güzellikte olacağını düşünerek yer sorduk. Yemek yediğimiz konakta olmadığını, ama şehre daha yakın olan Kadıoğlu Şehzade Konağı 2'de konaklayabileceğimizi ilettiler. ben bir konak odasında bu kadar rahat edebileceğimi hiç tahmin etmezdim. İçerisinde duşu ve tuvaleti olması en büyük artılarından birisiydi. kalorifer tesisatı döşedikleri için odanın içi gayet sıcak ve konforluydu. Sabah kahvaltısı da gayet keyifliydi. İyi ki burada kalmışız diyerek gayet memnun şekilde otelimiz olan konağımızdan ayrıldık.
Konağın çok yakınında olan ve yürüyerek gidebileceğimiz Eski Hükümet Konağı'na gittik. Hükümet konağının içerisinde ufak bir teknoloji odası var. En eskilerden gelen bilgisayarlar, CD çalarlar, laptoplar var. İlginizi çekeceğine eminim. Teknolojinin nereden, nereye geldiğine dair çok güzel görseller mevcut.
| Bilgisayar Odası |
| Hükümet Konağı Merdivenleri |
| Binbir Gece Masalları 1928 Basımlı |
| Kaymakam Odası |
| 1920 Yılında Basılmış Yeni İlmi Hayvanat İsimli Kitap |
Üst ve orta katı gezdikten sonra konağın dışındna alt katına iniyorsunuz. Burada görselleri bulunan kundura ve demir ustalarının işlerini, eczane ve ünlü Safranbolu lokumlarının dükkanlarını görebilirsiniz.
Aslında hükümet konağının yanında eski bir cezaevi bulunuyor. Fakat şu anda bu yapı restaurant olarak kullanılmakta. Eskiden her bölümünde cezaevi canlandırmaları bulunurken, şimdilerde sadece yemek masaları mevcut.
Eski cezaevinin hemen yanında aynı alan içerisinde Safranbolu'nun en eski ve güzel yapılarından saat kulesi bulunmakta. Saat kulesini Safranbolu'lu olan Sadrazam İzzet Paşa yaptırmıştır. Kendisi saat kulesini yaptırmadan önce Safranbolu halkına "hepinizin evine ve cebinize birer saat armağan edeceğim" demiştir. Safranbolu halkı bu kadar saatin nasıl geleceğini düşünürken, Sadrazam İzzet Paşa Safranbolu'ya bu saat kulesini yaptırmıştır. Bu şekilde bütün Safranbolu halkının saati duyması ve her çan sesinde saatin kaç olduğunu anlaması sağlanmıştır. Saat kulesini şu anda 49 yıldır bakımını ve tanıtımını yapan kundura ustası İsmail amca korumaktadır. Saatin bütün işlemleriyle kendisi uğraşmakta ve gelen misafirlere saatin tarihçesini kendisi anlatmaktadır.
İsmail amca aynı zamanda saati bakımının ve onarımının yapılmasını sağlamış ve kadrosuz olmasına rağmen her gün saat kulesine gelerek misafirlere saatle ilgili bilgi vermeyi kendisine görev edinmiştir. Kendisini dinlerken onun gibi insanların artık çok kalmadığını düşünmeden edemiyor insan. Mirasımıza bu denli sahip çıkan, bu kadar vefakar insanlar yok artık.
Çıktıktan sonra yine eski Hükümet Konağı'nın bahçesinde bulunan saat kulelerinin maketlerini gezebilirsiniz. Maketler biraz yıpranmış durumdalar ve bir kaçına bakım yapılması gerekiyor. Ama yine de dünyanın her yerindeki saat kulelerinden örnekler var.
Biz Hükümet Konağından ayrıldıktan sonra biraz daha şehrin içinde gezdik. Merkezdeki Zarif Tat mağazasından Safranlı lokumlarımızı aldık. Safranblı lokum hayatımda yediğim en güzel lokum. Kesinlikle tadılması gerektiğine inanıyorum. Daha sonra yine Safranbolu'nun her yerinde bulunan mağazalardan birinden safran kolonyalarımızı da aldıktan sonra benim çok istediğim Havuzlu Asmazlar Konağı'na doğru yola çıktık. Safranbolu'ya gelmeden önce yaptığım araştırmalarda Konağa çok fazla yer verildiğini ve gezmeden gitmeyin denildiğini okumuştum. Konak aynı zamanda otel olarak ta hizmet vermekteymiş. Fakat büyük bir hüsranla karşılaştım. Çünkü Konak kapalıydı. Turing firmasına devredilen koca konağın neredeyse bütün çevresini gezdik ve bir kapı aradık. ama bütün kapılar kapalıydı ve kapıların önünde büyümüş yabani otlara baktığımız zaman anladık ki uzun zamandır kapalı konumda... Bu bilgiyi sizlerle de paylaşmak istedim ki gittiğiniz zaman oraya gitmek için, veya açık bir kapı aramak için vakit kaybetmeyin.
Asmazlar konağındaki hüsrandan sonra Kristal Ters'a doğüru yola çıktık. Kristal Teras Safranbolu'dan yaklaşık 15 dakika uzaklıkta. Safranbolu'nun içerisinde gezerken turistik herhangi bir yerden hem Kristal Teras'ın, hem de gezmeye kesinlikle değecek olan Mencilis mağazasının broşürlerini alabilirsiniz. Almanızda fayda var çünkü gidiş rotaları karıştırılabilecek gibi. Bir yerden sonra GPS'te fayda etmiyor. Kristal Teras'ın hemen yanında çok eski olan bir de su kemeri bulunuyor. Eğer isterseniz gezebileceğiniz ve piknik yapabileceğiniz bir alan var. Yürüyüş alanı çok uzun ve çok merdivenli. Kendinizi sportif hissediyorsanız tavsiye edilir. Güzel bir manzara var :)
Kristal Terastan ayrıldıktan sonra Mencilis mağarasına doğru gidebilirsiniz. Yine 15 Dakikalık biraz dolambaçlı bir yolu var. Ama yol üzerinde bir veya iki tane (Yanlış hatırlıyor olabilirim. :)) çok güzel manzarası olan kafeler mevcut. Keyifle kahvenizi burada içebilirsiniz.
Mecilis Mağarasına vardığımız zaman ben çok şaşırmıştım. Daha önce hiç bu kadar uzun bir mağara gezmedim. Uzunluğu 2.725 Metre olan mağaraya girdiğiniz zaman farklı bir aleme gitmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Mağaranın içi yaz kış aynı derece. Yanlış hatırlamıyorsam 15 derece olması lazım. İçeride ılık bir hava var. İyice içerilere doğru yürüdüğünüz zaman mağaranın havası sebebiyle terlemeye başlıyorsunuz bu sebeple mont ile gitmemenizi tavsiye ederim. Mağaranın içerisinde sarkıtlar çok güzel aydınlatılmış ve bazıları parlıyor. Simli gibi yani. Mağaradan çıktıktan sonra hemen çıkış kapısında buşunan ufak çay bahçesinde manzaraya karşı bir gazoz içmenizi tavsiye ederim. Şu anda ismini hatırlayamıyorum, ama Safranbolu'ya özel bir gazoz olduğunu ve tadının güzel olduğunu hatırlayabiliyorum :)
Daha sonrasında da gönül rahatlığıyla evinize doğru yola çıkabilirsiniz :)
Sevgiyle kalın,
Merve...
14 Şubat 2014 Cuma
Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun
Sevgililer günü güzeldir, sevgililer günü özeldir, sevgililer günü kutlanmalıdır...
Neye göre. kime göre?
Bazıları Sevgililer gününü çok ciddiye alır, bazıları almıyormuş gibi davranmaya çalışır, bazıları ise gerçekten önemsemez.
Bence Sevgililer Günü güzeldir. Ama çok özel bir şey yaptırılmasını gerektirmez. Karşınızdaki kişiyi gerçekten seviyorsanız ve bu duygular karşılıklı ise akşam baş başa bir film seyretmek bile yeter insana. Yani sevgini sadece bu günde alacağın pahalı hediyelerle veya gideceğin pahalı mekanlarla gösteremezsin. Kaldı ki gideceğin yerler muhakkak bu güne özel sana iki katı fiyat verecektir.
Sevdiğinizi göstermek ise bence iki kelime kadar kolay... İçinden geçen ufak bir his kadar basittir. Özellikle yaptığın bir hareketle bile belli edebilirsin. Basit şeyler beklersen, basit şeylerden mutlu olabilir, hayata hep pozitif bakabilirsin.
Bana kalırsa bu konu çok daha farklı noktalara da gidebilir o yüzden ben bu günkü hediyemi sevdiğime buradan takdim etmek istiyorum.
Bir Tanem...
Hayatıma gireli çok uzun bir zaman oldu. Bu zaman içerisinde bizim yaşadığımız, yaşamak zorunda kaldığımız, istediğimiz, istemediğimiz bir sürü durum olmuştur.
Aşık olduk biz, sevgili olduk, arkadaş olduk, sırdaş olduk, her şeyimizi paylaştık birbirimizle.. Senin bana verdiğin tavsiyeler sayesinde hayatımın çok büyük bir bölümü kolaylaşmıştır. Sana olan sevgim sayesinde her zaman pozitif bakmayı öğrenmişimdir insanlara. Yaptığım yanlışlarda bile arkamda durmuşsundur.
Sen benim bu hayattaki en sağlam dayanağımsın. Sensiz hayat nasıl olurdu bilmiyorum. Hiç bir zaman da öğrenmek istemiyorum.
Kimse mutluluğumuzu kıskanmasın isterim. Herkes bizim kadar mutlu, bizim kadar sevgi dolu olsun isterim. Karşısındakine her zaman saygı duysun isterim.
Seni sevmeye başladığım günden beri bir kez olsun pişman olmadım, bir kez olsun arkama dönüp bakmadım. Bugün hesapladığımda birlikte tam 11 yıl geçirmişiz. Son 5 yıldır da evliyiz.
Hayatımda verdiğim en doğru kararım, can yoldaşım, yol arkadaşım, eşim, sevdiğim, aşkım, bir tanem...
Seni hiç bir zaman azalmayacak ve asla vazgeçemeyeceğim bir aşkla seviyorum.
Sevgililer günümüz kutlu olsun kocacığım.
Seni Seviyorum.
Karın
Merve...
Neye göre. kime göre?
Bazıları Sevgililer gününü çok ciddiye alır, bazıları almıyormuş gibi davranmaya çalışır, bazıları ise gerçekten önemsemez.
Bence Sevgililer Günü güzeldir. Ama çok özel bir şey yaptırılmasını gerektirmez. Karşınızdaki kişiyi gerçekten seviyorsanız ve bu duygular karşılıklı ise akşam baş başa bir film seyretmek bile yeter insana. Yani sevgini sadece bu günde alacağın pahalı hediyelerle veya gideceğin pahalı mekanlarla gösteremezsin. Kaldı ki gideceğin yerler muhakkak bu güne özel sana iki katı fiyat verecektir.
Sevdiğinizi göstermek ise bence iki kelime kadar kolay... İçinden geçen ufak bir his kadar basittir. Özellikle yaptığın bir hareketle bile belli edebilirsin. Basit şeyler beklersen, basit şeylerden mutlu olabilir, hayata hep pozitif bakabilirsin.
Bana kalırsa bu konu çok daha farklı noktalara da gidebilir o yüzden ben bu günkü hediyemi sevdiğime buradan takdim etmek istiyorum.
Bir Tanem...
Hayatıma gireli çok uzun bir zaman oldu. Bu zaman içerisinde bizim yaşadığımız, yaşamak zorunda kaldığımız, istediğimiz, istemediğimiz bir sürü durum olmuştur.
Aşık olduk biz, sevgili olduk, arkadaş olduk, sırdaş olduk, her şeyimizi paylaştık birbirimizle.. Senin bana verdiğin tavsiyeler sayesinde hayatımın çok büyük bir bölümü kolaylaşmıştır. Sana olan sevgim sayesinde her zaman pozitif bakmayı öğrenmişimdir insanlara. Yaptığım yanlışlarda bile arkamda durmuşsundur.
Sen benim bu hayattaki en sağlam dayanağımsın. Sensiz hayat nasıl olurdu bilmiyorum. Hiç bir zaman da öğrenmek istemiyorum.
Kimse mutluluğumuzu kıskanmasın isterim. Herkes bizim kadar mutlu, bizim kadar sevgi dolu olsun isterim. Karşısındakine her zaman saygı duysun isterim.
Seni sevmeye başladığım günden beri bir kez olsun pişman olmadım, bir kez olsun arkama dönüp bakmadım. Bugün hesapladığımda birlikte tam 11 yıl geçirmişiz. Son 5 yıldır da evliyiz.
Hayatımda verdiğim en doğru kararım, can yoldaşım, yol arkadaşım, eşim, sevdiğim, aşkım, bir tanem...
Seni hiç bir zaman azalmayacak ve asla vazgeçemeyeceğim bir aşkla seviyorum.
Sevgililer günümüz kutlu olsun kocacığım.
Seni Seviyorum.
Karın
Merve...
22 Aralık 2013 Pazar
ABANT GEZİ NOTLARI
Abant hem yaz, hem de kış aylarında gidilip görülmesi gereken güzelliklerden biridir. Biz Abant Aralık ayında yani bugünlerde gittik. Kar yağmış, ama sanırım bir haftadır hiç yağmamış, olanlar erimemiş sadece. Sanırım Ocak, Şubat aylarında manzara daha keyifli oluyor. Gerçi bizde güzel resimler yakaladık. onları da sizlerle paylaşacağım.
Abant, İstanbul'dan yaklaşık 3,5 saat sürüyor. Hem gidiş, hem dönüşü düşünürseniz ya çok erken yola çıkmanız lazım, ya da Abant veya yakınında bir yerlerde bir gece konaklamanız. Biz ikinci şıkkı tercih ettik ve Düzce'de kalmaya karar verdik. Düzce, Abant arası da yaklaşık bi 20 km. Aslında Abant'a yine en azından bi 45 dakika yolunuz oluyor, çünkü Bolu dağını tırmanıyorsunuz. Ama Düzce'den Aant'a giden yolda gerçekten görülmesi gereken güzellikler var. Mesela aşağıda bu yoldan çektiğimiz bir kaç kareyi görebilirsiniz :)
Düzce'de size gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim otel Hizel Otel olacaktır. Şehir merkezinde, konforlu ve fiyatının karşılığını veren bir otel. Bu arada yanlış anlaşılmasın fiyatı da gayet makul.
Düzce'den çıktıktan sonra yaklaşık bir saat içerisinde Abant'a ulaştık. Abant'a giderken yanınıza mutlaka yedek çorap ve kıyafet almanızı öneririm. Karların içine girdiğiniz zaman ister sitemez ıslanıyorsunuz. Abant'ta aracınızı içeri girdikten sonra birz daha ilerilerde bırakmanızı öneriyorum. Yol kenarlarına park edebiliyorsunuz zaten. Parkın içerisinde restaurantlar bulunuyor, fakat isterseniz siz de etinizi, sucuğunuzu alıp mangal yapabilirsiniz. Mangalı yapabileceğiniz ve oturabileceğiniz yerler mevcut. Aynı zamanda bir kaç yerde kayak pistleri kurulmuş. Pist derken yanlış anlaşılmasın ordaki amcaların yapmış olduğu buzdan bi yamaç, lastiklere oturup kayıyorsunuz, ama inanılmaz keyifli oluyor...
Aslında Abant için anlatılabilecek çok fazla şey yok. Sadece ilk başta da belirttiğim gibi hem yazın, hem kışın gidip görülmesi gereken güzelliklerden. Daha fazla söz söylemeden size resimlerini göstereyim, siz de gidip gitmemeye kendiniz karar verin.
Sevgiyle Kalın...
Abant, İstanbul'dan yaklaşık 3,5 saat sürüyor. Hem gidiş, hem dönüşü düşünürseniz ya çok erken yola çıkmanız lazım, ya da Abant veya yakınında bir yerlerde bir gece konaklamanız. Biz ikinci şıkkı tercih ettik ve Düzce'de kalmaya karar verdik. Düzce, Abant arası da yaklaşık bi 20 km. Aslında Abant'a yine en azından bi 45 dakika yolunuz oluyor, çünkü Bolu dağını tırmanıyorsunuz. Ama Düzce'den Aant'a giden yolda gerçekten görülmesi gereken güzellikler var. Mesela aşağıda bu yoldan çektiğimiz bir kaç kareyi görebilirsiniz :)
Düzce'de size gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim otel Hizel Otel olacaktır. Şehir merkezinde, konforlu ve fiyatının karşılığını veren bir otel. Bu arada yanlış anlaşılmasın fiyatı da gayet makul.
Düzce'den çıktıktan sonra yaklaşık bir saat içerisinde Abant'a ulaştık. Abant'a giderken yanınıza mutlaka yedek çorap ve kıyafet almanızı öneririm. Karların içine girdiğiniz zaman ister sitemez ıslanıyorsunuz. Abant'ta aracınızı içeri girdikten sonra birz daha ilerilerde bırakmanızı öneriyorum. Yol kenarlarına park edebiliyorsunuz zaten. Parkın içerisinde restaurantlar bulunuyor, fakat isterseniz siz de etinizi, sucuğunuzu alıp mangal yapabilirsiniz. Mangalı yapabileceğiniz ve oturabileceğiniz yerler mevcut. Aynı zamanda bir kaç yerde kayak pistleri kurulmuş. Pist derken yanlış anlaşılmasın ordaki amcaların yapmış olduğu buzdan bi yamaç, lastiklere oturup kayıyorsunuz, ama inanılmaz keyifli oluyor...
Aslında Abant için anlatılabilecek çok fazla şey yok. Sadece ilk başta da belirttiğim gibi hem yazın, hem kışın gidip görülmesi gereken güzelliklerden. Daha fazla söz söylemeden size resimlerini göstereyim, siz de gidip gitmemeye kendiniz karar verin.
Sevgiyle Kalın...
29 Kasım 2013 Cuma
Kuru Temizleme Faciası!!!
Arkadaşlar siz siz olun bir kuru temizleme seçerken veya onunla anlaşırken iyi düşünün...
Sizi arayıp, promosyonlarından bahsediyorlarsa özellikle dikkatli olun. Önce şikayet forumlarına bakın, sonra bir iki tanıdığınıza danışın. Başınızın sonradan ağrımaması için önceden önleminizi almanızda çok büyük fayda var.
Mesela beni arayan kuru temizleme firması Doktor Dry ile kendilerinin sağladığı indirim sebebiyle bir anlaşma yaptım. Benim derdim kuru temizlemeden ziyade gömlek ütüsüydü. Ütülenecek gömlek çok olunca kuru temizlemeye vermek işime geliyor açıkçası. Neyse ilk servisleri gayet iyiydi. Kendilerini arıyorsunuz, bir sonraki gün gelip kapınızdan alıyorlar, daha sonra iki iş günü içinde gelip kapınıza teslim ediyorlar.
Fakat ikinci sefer verdiğimde ikinci iş günü evde beklememe rağmen ne gelen oldu, ne de arayıp bilgilendirme yapan. Benim için o kadar zor bir durum oldu ki bu... Çünkü ben çalışan bir insanım ve her şeyimi belli bir programa göre yapıyorum. İşlerimi buna göre ayarlıyorum. Her gün evde olmak zorunda da değilim. Bir de üstüne üstlük teslimatı 23:00'e kadar yapmalarına rağmen 19:00'dan sonra kimseye ulaşamıyorsunuz. Böylelikle ürünlerini nerede, hangi serviste hiç bir şekilde öğrenemiyorsunuz. Ne kadar keyifli değil mi?
23:00'e kadar beklememe rağmen kimse gelip gitmedi. Ertesi gün sorunumu iletmek için aradım. Özür dilediler, hemen teslimat yapacaklarını ilettiler. Ben ise evde olmayacağım için bir gün sonra teslimatını istedim. Bana onay verdiler. Kesinlikle bir sorun olmayacağını söylediler. Bu arada evde gömlek olmadığı için eşim yeni gömlek almak zorunda kaldı. Dün tabii ki kendilerini yine iki kere arayarak bakın sorun olmayacak değil mi? dedim. Kesinlikle bir sorun olmayacağını, fabrika müdürü ile görüştüklerini söylediler. Zaten servis şoförünün de beni arayacağını söylediler. (Bana gelecek şoförün telefonunu istemiştim). Neyse dün akşam yine beklemeye başladım. Saat 22:30 olunca da yine gelmeyecek diye endişelenmeye başladım...
Tabii ki ürünlerim gelmedi!!! Eski arama kayıtlarından bir servis şoförünün telefonuna ulaşıp kendisini aradığımda bana gayet rahat bir şekilde "aa evet sizin ürünleriniz yarına kaldı herhalde fabrikadan çıkmadı" dedi!! Hayatımda bu kadar daha sinirlendiğimi hatırlamıyorum. Kulaklarımdan dumanlar çıktı diyebilirim. Sonra şoförümüz fabrika müdürünü arayıp sormuş zatı muhterem yarın sabah dokuzda teslim edilecek demiş. Sanki benimle dalga geçer gibi. Ben çalışan bir insanım, sabah istesem bunu zaten söylerim dedim ve fabrika müdürünün telefonunu aldım. Ama kendileri "akşam akşam bu kadınla uğraşamam" diye düşündü herhalde çünkü telefonu açmadı.
Ben bu sinirle yemin ederim uyuyamadım. Sabah kendime muhatap bulabileceğim saat olan dokuzda kendilerini aradığımda çağrı merkezi beni tam 20 dakika beklettikten sonra telefonu açtı. Sağ olsunlar pek bir ilgililer. Bana bu ürünü satmak için sarf ettikleri çabanın onda birini göremedim kendilerinden.
Neyse bir yetkili beni tekrar geri aradı, ürünümün iptalini istedim. Sorunumu anlatmaya çalıştım. Tabii sinirli olduğum için sinirli konuşuyorum. Böyle olunca da karşıdaki beni dinlemek istemiyor. Tamam, tamam deyip kapatmaya çalışıyor. Hayır dedim önce beni dinleyeceksiniz. Hayret verici bir durumdur ki hiç itiraz etmediler! Neden acaba???
Böylelikle büyük bir hata olarak yaptırdığım üyeliğimi iptal ettiriyorum. Ve uyarıyorum! Siz siz olun, araştırmadan, soruşturmadan sakın böyle bir iş yapmayın...
Sevgiyle Kalın...
8 Kasım 2013 Cuma
Sizin de Bir Köyünüz Var Mı?
Var mıdır sizin de bir köyünüz? Tatillerde, bayramlarda gittiğiniz? Büyükleriniz elini öptüğünüz, yemeklerin, ziyafetlerin sizin için hazırlandığı?
Benim yoktu... Çok özlemini duydum uzun zaman. Sonra duymamayı öğrendim. Biz İstanbulluyuz demeyi öğrendim. Öyleydik çünkü. Dedem Denizliliydi, ama oradaki akrabalarımızda hep dağılmışlar Türkiye'nin farklı yerlerine.
Sonra evlendim ben. Eşim Rizelidir benim. Rize'nin Çayeli ilçesinin bir köyünden. Önceleri gitmedik hiç. O da İstanbul'da doğmuş, büyümüştü çünkü. Köyüne neredeyse hiç gitmemişti. İstememişti de aslında gitmeyi. Sonra bir tatil zamanı biz gitmeye karar verdik köyümüze. İyi ki de gitmişiz. İyi ki de görmüşüz oradaki insanları. Akrabalıkları, misafir ağırlamanın ne demek olduğunu, nasıl güzel dostluklar olduğunu.
Oldum olası hep bir hayranlık duymuşumdur buranın insanlarına, ama gidip gördükten sonra daha da bir hayran oldum. Bize canı gibi davranan, her sabah, her akşam sofrasına davet eden, gelmezsen kırılan, bir yanlış mı yaptık diyen insanlara...
Üstelik sadece insanı da olmadı beni oralara bağlayan. Rize'nin ve bizim köyümüzün inanılmaz bir doğası var. Etrafında gezilmeye, görülmeye değecek inanılmaz güzellikleri var. Ayder Yaylası, Sümela Manastırı, Anzer Yaylası, Uzungöl... Hepsi inanılmaz, hepsi doğa harikası. Aynı zamanda plaj bile var Çayelinde. İstediğin zaman denize de girebiliyorsun....
Çocukluğumda çok istemiştim, keşke bizim de bir köyümüz olsa da biz de gitsek demiştim. Şimdi oldu. Hem de hayallerimden bile güzel bir köyüm oldu. Bir sürü beni seven akrabalarım oldu. İnanılmaz güzel dostluklarım oldu.
Eğer sizin de gitmediğiniz bir köyünüz varsa en yakın tatilinizde bir plan yapın ve oraları ziyaret edin. Bence pişman olmayacaksınız.
Sevgiyle kalın...
Benim yoktu... Çok özlemini duydum uzun zaman. Sonra duymamayı öğrendim. Biz İstanbulluyuz demeyi öğrendim. Öyleydik çünkü. Dedem Denizliliydi, ama oradaki akrabalarımızda hep dağılmışlar Türkiye'nin farklı yerlerine.
Sonra evlendim ben. Eşim Rizelidir benim. Rize'nin Çayeli ilçesinin bir köyünden. Önceleri gitmedik hiç. O da İstanbul'da doğmuş, büyümüştü çünkü. Köyüne neredeyse hiç gitmemişti. İstememişti de aslında gitmeyi. Sonra bir tatil zamanı biz gitmeye karar verdik köyümüze. İyi ki de gitmişiz. İyi ki de görmüşüz oradaki insanları. Akrabalıkları, misafir ağırlamanın ne demek olduğunu, nasıl güzel dostluklar olduğunu.
Oldum olası hep bir hayranlık duymuşumdur buranın insanlarına, ama gidip gördükten sonra daha da bir hayran oldum. Bize canı gibi davranan, her sabah, her akşam sofrasına davet eden, gelmezsen kırılan, bir yanlış mı yaptık diyen insanlara...
Üstelik sadece insanı da olmadı beni oralara bağlayan. Rize'nin ve bizim köyümüzün inanılmaz bir doğası var. Etrafında gezilmeye, görülmeye değecek inanılmaz güzellikleri var. Ayder Yaylası, Sümela Manastırı, Anzer Yaylası, Uzungöl... Hepsi inanılmaz, hepsi doğa harikası. Aynı zamanda plaj bile var Çayelinde. İstediğin zaman denize de girebiliyorsun....
Çocukluğumda çok istemiştim, keşke bizim de bir köyümüz olsa da biz de gitsek demiştim. Şimdi oldu. Hem de hayallerimden bile güzel bir köyüm oldu. Bir sürü beni seven akrabalarım oldu. İnanılmaz güzel dostluklarım oldu.
Eğer sizin de gitmediğiniz bir köyünüz varsa en yakın tatilinizde bir plan yapın ve oraları ziyaret edin. Bence pişman olmayacaksınız.
Sevgiyle kalın...
6 Kasım 2013 Çarşamba
Rüyalar İnsanı Nasıl Etkiler?
Bence rüyalar insanların ruh halini etkiler. Onları mutlu ya da mutsuz yapar. Belki çok uzun sürmez, ama inanan, inanmayan herkesi etkiler.
Eğer sabah kalktığında rüyalarını hatırlıyorsan, kendini o rüyayı yaşamış gibi hissediyorsan seni kesinlikle etkileyecektir.
Ben bu şekilde yaşıyorum işte rüyalarımı. Her zaman zor oluyor, her zaman kötü çıkıyor. Çoğu zaman tabirlerine bakmamaya çalışıyorum, ama çok gerçekçi gördüğüm rüyalarımı da merak etmeden duramıyorum. o kadar gerçekçi oluyor, ben o kadar içinde yaşıyorum ki olayları, bazen zorlanıyorum. Bazen zor uyanıyorum. Bazen kalktığımda halen uykunun etkisinde oluyorum.
Bütün günümü etkiliyor mu tabii ki hayır. Ama bazen üzüyor beni. Üstelik genellikle kötü anlamları oluyor rüyalarımın. Merak etmeden duramıyorum acaba çoğu rüyanın anlamı kötü müdür diye? Bir de diyorum ki Allahım İnşallah ben o malum olanlardan değilimdir :) Çünkü eğer öyleyse bayağı sürüncemeli bir hayat yaşıyor olmalıyım.
Neyse ki çoğu rüyamın gerçeği çıkmıyor veya çıkıyor ben dikkat etmiyorum. Yine de iyi veya kötü rüyalarım beni etkiliyor işte.
Tahmin ediyorum ki çoğu insanı da benim gibi etkiliyordur. Çünkü rüyalar insanın iç dünyasının da biraz yansımasıdır derler. Demek ben ne kadar karanlık bir karaktersem artık :) Her zaman kendinizi rüyalarınıza kaptırmayınız, ama rüyalarınızı yokta saymayınız. Kim bilir belki de size bir şeyler anlatmak istiyorlardır??
Sevgiyle kalın...
Eğer sabah kalktığında rüyalarını hatırlıyorsan, kendini o rüyayı yaşamış gibi hissediyorsan seni kesinlikle etkileyecektir.
Ben bu şekilde yaşıyorum işte rüyalarımı. Her zaman zor oluyor, her zaman kötü çıkıyor. Çoğu zaman tabirlerine bakmamaya çalışıyorum, ama çok gerçekçi gördüğüm rüyalarımı da merak etmeden duramıyorum. o kadar gerçekçi oluyor, ben o kadar içinde yaşıyorum ki olayları, bazen zorlanıyorum. Bazen zor uyanıyorum. Bazen kalktığımda halen uykunun etkisinde oluyorum.
Bütün günümü etkiliyor mu tabii ki hayır. Ama bazen üzüyor beni. Üstelik genellikle kötü anlamları oluyor rüyalarımın. Merak etmeden duramıyorum acaba çoğu rüyanın anlamı kötü müdür diye? Bir de diyorum ki Allahım İnşallah ben o malum olanlardan değilimdir :) Çünkü eğer öyleyse bayağı sürüncemeli bir hayat yaşıyor olmalıyım.
Neyse ki çoğu rüyamın gerçeği çıkmıyor veya çıkıyor ben dikkat etmiyorum. Yine de iyi veya kötü rüyalarım beni etkiliyor işte.
Tahmin ediyorum ki çoğu insanı da benim gibi etkiliyordur. Çünkü rüyalar insanın iç dünyasının da biraz yansımasıdır derler. Demek ben ne kadar karanlık bir karaktersem artık :) Her zaman kendinizi rüyalarınıza kaptırmayınız, ama rüyalarınızı yokta saymayınız. Kim bilir belki de size bir şeyler anlatmak istiyorlardır??
Sevgiyle kalın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
