Şimdiki Ramazanlar eskisi gibi değil artık. Eskiden biz bırakın iftarı sahura bi tabur kişi olurduk hatırlıyorum. iki saat önceden kalkılır, görkemli sofralar kurulur, herkes pijamalarıyla masanın başına otururdu. Kimse kalkmayacağım, ben yemeyeceğim demezdi. Ne kadar güzel günlerdi. O zamanlarda oruç tutmak daha kolaydı sanırım. Bir de daha fazla saygı vardı insanlarda.
İyi hatırlıyorum eskiden oruç tutmayanlar veya bi sebeple tutamayanlar sokaklarda asla bişey yemezlerdi. Ayıptı çünkü. Günah kısmını bilemem o başka bir boyut, ama ayıp kabul edilirdi. Kimse yemezdi, yiyenler de ayıplanırdı zaten. İftar sofraları çok güzel olurdu, her zaman kalabalıktı, her zaman bir curcuna vardı ve çok keyifliydi. Yemek yemeyi değil de o masada oturmayı beklerdik biz.
Bir de tabii ki eskiden daha kolaydı. Günler kısaydı ve kışa denk gelirdi. Kış olması çok kolaylaştırıyordu işi. Bu sıcaklarda insanları da anlamak lazım. Hem gün çok uzun, hem de susuzluk insanın iflahını kesiyor.
Her türlü, her şekilde eski Ramazanları özlüyorum işte. O kalabalığı özlüyorum şimdi tek başıma yaptığım iftarlarda. O paylaşmayı özlüyorum, şimdi herşeyin tek kişilik yaşandığı zamanlarda. O bağlılığı özlüyorum şimdi yakınlarınla bile ayda bir görüştüğün bu dünyada.
Ne kadar basitleşti, ne kadar kişiselleşti her şey. Paylaşım kalmadı, o samimiyet kalmadı. Her şey yok oldu gitti. Ben ise bunu en iyi bu Ramazan aylarında anlıyorum. En çok ta o tek başıma kalktığım sahur zor geliyor.
Neyse ne bazı şeyler iyice yok olmaya başladı. Tabii ki hatrı sayılır bir kısım da bunlar hala devam ediyordur. Ama genel olarak yok oluyor sanırım.
7 Ağustos 2012 Salı
19 Nisan 2012 Perşembe
Taşınmak
Taşınmak, ev taşımak ne kadar zor şeymiş ya. Ben anlamadım yani o kadar zaman önce evi tuttuk güya fakat evi toparlayamadık. Allahtan bu konuda ihtisas sahibi olan anneciğim yardım etti de kolayladım. Ama o olmasaydı gerçekten çok zorlanacaktım.
Bir kere ev taşımak için kesinlikle plan, programlı ve disiplinli çalışmak lazım. Neleri toplayacaksın, neleri nakliye firmasına bırakacaksın? Nasıl koliler gerekiyor. Mesela kırılacakları öyle büyük koliye koyamazsın. Eşşek ölüsü gibi olur kimse de taşıyamaz ondan sonra bırakır giderler :)
Nakliye firması bulmak lazım. Onun içinde tanıdık falan olacak ki iyi fiyat veren bulabilesin. 600 TL'den açıyorlar kapıyı. 1000 TL'ye kadar çıkıyor...
En büyük dertlerden bir tanesi de elektrik, su, doğalgaz muhabbeti. Hepsine git, önce kapattır, sonra açtır. Hepsi için bir para öde. Onların sana geri ödeyeceği para 2 hafta sonra ama nedense sen nakit ödüyorsun??? En son İskide deliriyordum zaten. O değil de şimdi hepsini kesecekler ben evden iki gün sonra çıkacağım. Mesela bunları da düşünmek lazım gerçekten. Neyi ne zaman yapacağını.
Diğer evin temizliği de cabası tabii. Sen yapmayacaksan, yaptıracağın adama da iyi para vermen lazım. Çünkü adam ya inşaat temizliği yapıyor ya da boş evin pis temizliğini işte her neyse çok para alıyor işte.
Bütçeyi ayarlamak en büyük zorluk sanırım. Neyi nereye vereceğini şaşırıyorsun. Deliriyorsun yettiremeyince falan...
Ama yine de keyifli taşınmak. Yani yeni bir ev, yeni bir yaşam gibi... Her şey enteresan geliyor. Taşınmanın hevesi, heyecanı oluyor. Vs.. vs...
Yine de bu konuda 8 yılda 11 ev değiştirmiş olan annemin eline su dökebileceğimi zannetmiyorum. Helal olsun sana atom karıncam benim :))
Bir kere ev taşımak için kesinlikle plan, programlı ve disiplinli çalışmak lazım. Neleri toplayacaksın, neleri nakliye firmasına bırakacaksın? Nasıl koliler gerekiyor. Mesela kırılacakları öyle büyük koliye koyamazsın. Eşşek ölüsü gibi olur kimse de taşıyamaz ondan sonra bırakır giderler :)
Nakliye firması bulmak lazım. Onun içinde tanıdık falan olacak ki iyi fiyat veren bulabilesin. 600 TL'den açıyorlar kapıyı. 1000 TL'ye kadar çıkıyor...
En büyük dertlerden bir tanesi de elektrik, su, doğalgaz muhabbeti. Hepsine git, önce kapattır, sonra açtır. Hepsi için bir para öde. Onların sana geri ödeyeceği para 2 hafta sonra ama nedense sen nakit ödüyorsun??? En son İskide deliriyordum zaten. O değil de şimdi hepsini kesecekler ben evden iki gün sonra çıkacağım. Mesela bunları da düşünmek lazım gerçekten. Neyi ne zaman yapacağını.
Diğer evin temizliği de cabası tabii. Sen yapmayacaksan, yaptıracağın adama da iyi para vermen lazım. Çünkü adam ya inşaat temizliği yapıyor ya da boş evin pis temizliğini işte her neyse çok para alıyor işte.
Bütçeyi ayarlamak en büyük zorluk sanırım. Neyi nereye vereceğini şaşırıyorsun. Deliriyorsun yettiremeyince falan...
Ama yine de keyifli taşınmak. Yani yeni bir ev, yeni bir yaşam gibi... Her şey enteresan geliyor. Taşınmanın hevesi, heyecanı oluyor. Vs.. vs...
Yine de bu konuda 8 yılda 11 ev değiştirmiş olan annemin eline su dökebileceğimi zannetmiyorum. Helal olsun sana atom karıncam benim :))
4 Ocak 2012 Çarşamba
Yeni Yıla da Girdik Sonunda..
Herkesin vardır mutlaka bir yeni yıl geyiği. Kimisi dünyanın planını yapar, kimisi evini deli gibi süsler, kimisi sadece yeni yıl ruhuna girebilmek için bi kaç bişey alır sevdiklerine veya küçük bir yılbaşı ağacını süsler.
Aslında ben de bu yıl o rengarenk ışıklardan istiyordum. Çok seviyorum o ışıkların verdiği atmosferi. Bazen kendimi insanların camlarında yanıp sönen ışıklara bakarken yakalıyorum mesela. Keyif veriyor bana, düşüncelere götürüyor, enteresandır ama yüzümü güldürüyor. Küçük bir çam ağacı da süsleyebilirdim bu yıl aslında güzel olurdu. Ama işte hepsi bana fazladan masraf geliyor. Evlendikten sonra bu hale geldim sanırım :) Yani çam ağacı iyi güzel, süslemesi çok eğlenceli vs.. Ama sadece bir hafta on gün evde duracak bir görsel için para harcamak bana saçma geliyor işte ne yapayım. Onun yerine kendime üst baş alırım veya evime bişeylerde harcarım diyorum doğal olarak. Bekar olsam bu şekilde düşünmezdim herhalde, çünkü bekarken almıştım küçük bir çam ağacı süslemiştim falan keyifliydi.
Bu yıl kendi evimizde kutlamadık, arkadaşlarımızın evinde toplandık yılbaşı için. Ben yılbaşında dışarı çıkmaktan da hoşlanmıyorum. Sadece yılbaşı olduğu için mekanların ücretlerini üçe katlayarak söylemesinden de hoşlanmıyorum açıkçası. İnsanın gözünün içine baka baka "kusura bakmayın bugün yılbaşı biz sizi kazıklamak durumundayız" diyorlar sanki. Bu sebeple yılbaşlarını evde geçiririz biz. Toplanırız, yemeklerimizi yaparız, herkes bişeyler hazırlar bir kişiye yüklenmeyiz. İçkilerimizi alırız güzelce içer, eğleniriz. Bence en güzeli bu şekilde olanı. Herkesin kendine göre fikri değişkendir tabii ki.
Bir de yeni yıla nasıl girersen öyle gider geyiği vardır. Kırmızı donlar alınıp, giyilmelidir mutlaka!! Sonra çok eğlenilmesi gerekir ki bütün yıl o şekilde geçsin vs.. Ne geyiktir bu iş yaa. Peki yeni yıla hastahanede girenler ne olacak? İnsanların psikolojisini bozmayın arkadaşım nası girersen o şekilde gider diye :) Uyudum mesela diyelim bütün yıl uyuklayarak geçecek demek ki falan :) Enteresan olurmuş gerçekten...
Yeni yıl işte bir anda geliyor saniyeler içinde geçiyor.
Benimse yeni yılın en çok sevdiğim yani doğum günüme on gün kalması sanırım :) 11 Ocakta doğmanın ve Oğlak burcu olmanın mutluluğunu hep yaşamışımdır. Kendimi hep ayrıcalıklı ve özel hissetmemi sağlamıştır doğum günüm anlamsız bir şekilde :)
Benimde bu şekilde yeni yıl düşüncelerim. Hepinizin geçmiş yeni yılı kutlu olsun o zaman canlarım...
Aslında ben de bu yıl o rengarenk ışıklardan istiyordum. Çok seviyorum o ışıkların verdiği atmosferi. Bazen kendimi insanların camlarında yanıp sönen ışıklara bakarken yakalıyorum mesela. Keyif veriyor bana, düşüncelere götürüyor, enteresandır ama yüzümü güldürüyor. Küçük bir çam ağacı da süsleyebilirdim bu yıl aslında güzel olurdu. Ama işte hepsi bana fazladan masraf geliyor. Evlendikten sonra bu hale geldim sanırım :) Yani çam ağacı iyi güzel, süslemesi çok eğlenceli vs.. Ama sadece bir hafta on gün evde duracak bir görsel için para harcamak bana saçma geliyor işte ne yapayım. Onun yerine kendime üst baş alırım veya evime bişeylerde harcarım diyorum doğal olarak. Bekar olsam bu şekilde düşünmezdim herhalde, çünkü bekarken almıştım küçük bir çam ağacı süslemiştim falan keyifliydi.
Bu yıl kendi evimizde kutlamadık, arkadaşlarımızın evinde toplandık yılbaşı için. Ben yılbaşında dışarı çıkmaktan da hoşlanmıyorum. Sadece yılbaşı olduğu için mekanların ücretlerini üçe katlayarak söylemesinden de hoşlanmıyorum açıkçası. İnsanın gözünün içine baka baka "kusura bakmayın bugün yılbaşı biz sizi kazıklamak durumundayız" diyorlar sanki. Bu sebeple yılbaşlarını evde geçiririz biz. Toplanırız, yemeklerimizi yaparız, herkes bişeyler hazırlar bir kişiye yüklenmeyiz. İçkilerimizi alırız güzelce içer, eğleniriz. Bence en güzeli bu şekilde olanı. Herkesin kendine göre fikri değişkendir tabii ki.
Bir de yeni yıla nasıl girersen öyle gider geyiği vardır. Kırmızı donlar alınıp, giyilmelidir mutlaka!! Sonra çok eğlenilmesi gerekir ki bütün yıl o şekilde geçsin vs.. Ne geyiktir bu iş yaa. Peki yeni yıla hastahanede girenler ne olacak? İnsanların psikolojisini bozmayın arkadaşım nası girersen o şekilde gider diye :) Uyudum mesela diyelim bütün yıl uyuklayarak geçecek demek ki falan :) Enteresan olurmuş gerçekten...
Yeni yıl işte bir anda geliyor saniyeler içinde geçiyor.
Benimse yeni yılın en çok sevdiğim yani doğum günüme on gün kalması sanırım :) 11 Ocakta doğmanın ve Oğlak burcu olmanın mutluluğunu hep yaşamışımdır. Kendimi hep ayrıcalıklı ve özel hissetmemi sağlamıştır doğum günüm anlamsız bir şekilde :)
Benimde bu şekilde yeni yıl düşüncelerim. Hepinizin geçmiş yeni yılı kutlu olsun o zaman canlarım...
13 Aralık 2011 Salı
Rakı içme adabı..
Alkol dediğin şey şişede durduğu gibi durmayan, insanın bir yerden sonra kendisini kaybetmesine neden olan bir durum. "ooooohhhh" diyorsun "bu akşamda şişenin dibine vuracağım" sonra? İki kadehte yamuluyorsun. Neden? Adabıyla içmediğin için.
Şimdi Rakı bilindiği üzere bir Türk içkisidir. Atalarımızdan kalan bir miras gibi bişey. Ama dediğim gibi düzgün içilmezse bildiğin maymun eder insanı :) Şahsen ben bu şekilde maymun olduğum için bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim kendimde.
Şimdi öncelikle rakıyı içmeye başlamadan önce sofranın hazırlanması, mezelerin yapılması gerekir. Rakı yanına o marketlerden alınan hazır mezeleri sevmez. Onlarla rakı içilmez. İki tane de olsa sen yapacaksın mezeyi. Zaten eğer içiciyse insan en azından iki meze yapmasını da bilir. En sık yapılan, en çok rağbet gören ve en kolay olan mezelerden bir kaçı, sarımsaklı yoğurtlu havuç, aynı şekilde salatalık, haydari, ezme, patlıcan salatasıdır. Becerilebilinirse babaganuş çok güzel olur. Şakşuka da yakışır. Bak ağzım sulandı şimdi :)
Rakının yanına ana yemek genellikle balık tercih edilir. Ülkemizde bu yemek zaten rakı-balık diye anılır :) Ama etlede rakı güzel gidiyor yani, her türlü içilebiliyor. Yalnız benim yaptığım gibi hatalara düşmeyin. Rakı yemeğe başlamadan önce içilmeye başlanmaz. Ben yemek hazırlarken rakı içmye başlayınca 2 kadehi nasıl içtiğimi farketmedim. Rakı asla farketmeden içilmez. Ağır, ağır ağzının içinde tadını hissederek içeceksin. Yudumlarını anlayarak içeceksin. Yoksa aynen benim gibi 3. kadehte yamulur kalırsınız. Zaten aç karnına içmek en büyük hatadır. Çok güzel çarpar kendileri. Kendine getirir adamı.
Eveeet sofra kuruldu, mezeler hazır, rakılar dolduruldu, yemek te hazır. Tabii sofrada mutlaka salatada olmalı benim için. Peki ne eksik?? Tabii ki fasıl. Benim bildiğim rakı masasına oturuyorsan, arkadan hafif, hafifte olsa, gümbür gümbür de olsa bir Türk Sanat Müziği çalmalı. Sen ona eşlik etmelisin. Şarkının en güzel yerinde bardakları tokuşturmalı sesini bir ton daha yükselterek söylemelisin.
Eh yani her şeyin bir adabı varken, rakının bir adabı olmaz mı? Var elbette. Bunlar benim kısa kısa olarak anlatabileceğim en basit rakı içme yöntemleri.
Tabii büyüklerimizden öğrenilebilecek çok daha ağdalı rakı içme yöntemleri de yok değil...
Ufak Not: Ben rakıyı naçizane üzerine soda koyarak içerim. Bildiğiniz maden suyu yani. Bu şekilde içimi benim için daha kolay oluyor. Denemek isteyenlere önerilir :)
Şimdi Rakı bilindiği üzere bir Türk içkisidir. Atalarımızdan kalan bir miras gibi bişey. Ama dediğim gibi düzgün içilmezse bildiğin maymun eder insanı :) Şahsen ben bu şekilde maymun olduğum için bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim kendimde.
Şimdi öncelikle rakıyı içmeye başlamadan önce sofranın hazırlanması, mezelerin yapılması gerekir. Rakı yanına o marketlerden alınan hazır mezeleri sevmez. Onlarla rakı içilmez. İki tane de olsa sen yapacaksın mezeyi. Zaten eğer içiciyse insan en azından iki meze yapmasını da bilir. En sık yapılan, en çok rağbet gören ve en kolay olan mezelerden bir kaçı, sarımsaklı yoğurtlu havuç, aynı şekilde salatalık, haydari, ezme, patlıcan salatasıdır. Becerilebilinirse babaganuş çok güzel olur. Şakşuka da yakışır. Bak ağzım sulandı şimdi :)
Rakının yanına ana yemek genellikle balık tercih edilir. Ülkemizde bu yemek zaten rakı-balık diye anılır :) Ama etlede rakı güzel gidiyor yani, her türlü içilebiliyor. Yalnız benim yaptığım gibi hatalara düşmeyin. Rakı yemeğe başlamadan önce içilmeye başlanmaz. Ben yemek hazırlarken rakı içmye başlayınca 2 kadehi nasıl içtiğimi farketmedim. Rakı asla farketmeden içilmez. Ağır, ağır ağzının içinde tadını hissederek içeceksin. Yudumlarını anlayarak içeceksin. Yoksa aynen benim gibi 3. kadehte yamulur kalırsınız. Zaten aç karnına içmek en büyük hatadır. Çok güzel çarpar kendileri. Kendine getirir adamı.
Eveeet sofra kuruldu, mezeler hazır, rakılar dolduruldu, yemek te hazır. Tabii sofrada mutlaka salatada olmalı benim için. Peki ne eksik?? Tabii ki fasıl. Benim bildiğim rakı masasına oturuyorsan, arkadan hafif, hafifte olsa, gümbür gümbür de olsa bir Türk Sanat Müziği çalmalı. Sen ona eşlik etmelisin. Şarkının en güzel yerinde bardakları tokuşturmalı sesini bir ton daha yükselterek söylemelisin.
Eh yani her şeyin bir adabı varken, rakının bir adabı olmaz mı? Var elbette. Bunlar benim kısa kısa olarak anlatabileceğim en basit rakı içme yöntemleri.
Tabii büyüklerimizden öğrenilebilecek çok daha ağdalı rakı içme yöntemleri de yok değil...
Ufak Not: Ben rakıyı naçizane üzerine soda koyarak içerim. Bildiğiniz maden suyu yani. Bu şekilde içimi benim için daha kolay oluyor. Denemek isteyenlere önerilir :)
8 Aralık 2011 Perşembe
Sevgiliye hediye almak
Dünyanın en zor, en sıkıcı, en kasıcı işlerinden birisidir. Özellikle de sevgiliniz benim kocam gibi birisiyse. Bazen gerçekten çok sinirlendiğimi, kulaklarımdan alevler çıktığını hatırlıyorum.
Benim sevgilim öyle alınan her şeyi beğenmez. Burun kıvırır, genellikle teşekkür etmez, bunun busu mu var, şurasındaki nedir falan gibi karşısındakini sinirlendirecek şeyler söyler. Ondan sonra da döner bana der ki sen bana hiç bir şey almıyorsun??? Ya sen aldıklarımı beğeniyor musun ki ben sana hediye alayım. Git beğen kendine al diyorum. Bu sefer de ciddi bozuluyor. Ya sen bana al o zaman bari ben sevineyim :)
Bir de ben aslında sevgilime (yani kocama) alacağım hediyelere çok özenirim. Düşünsene sen kafa patlatıyorsun, düşünüyorsun, sürpriz şekilde hazırlıyorsun, karşındakinden şu şekilde bir tepki geliyor: hmm fena değilmiş, ama burası neden bu şekilde???!!!?!?!?! O anda bayaa sinir krizi geçiriyor insan.
En basitinden bir kaç örnek vereyim. Kendisine parfüm aldım kocamın. Uygun bir fiyata bir arkadaşımdan orjinal parfüm aldım. Kendisinden gelen tepkiyi iletiyorum... Hmm bu parfüm orjinal mi şimdi? Çakma olmasın? Sanki kokusu çok güzel değil gibi, sen buna ne kadar para verdin? vs... ya arada teşekkür etmeyi unuttun sanki ama?? :)
Bunun gibi de dünya kadar durum yaşadım yani ki ben aslında hediye almayı ve sürpriz yapmayı çok seven bir insanımdır. Sevgilim sayesinde soğudum bu işlerden :)
Mesela ben çok kez doğum günü sürprizi yapmışımdır. Doğum sürprizlerimde kocama haber vermeden bütün arkadaşlarını toparlarım. Herkesi organize ederim, mekanı ayarlarım, hediyesini ayarlarım ve o şekilde gideriz. Bu arada belirteyim doğum gününmüzü ortak kutluyoruz :) Bir kere de dedim ki sen bana sürpriz yap. Demez olaydım sonrasında vazgeçtim yine organizasyonları ben yapıyorum :))))
Eeee napalım bizimde kaderimiz buymuş. Şimdi 2012 için kafamda bir şeyler beliriyor, bakalım neler yapacağım, ne hediye alacağım. Ama pasta yaptıracağım kesinnn bu sefer şekilli değişik bir pasta olmasını çok istiyorum. O pasta için para bile biriktirebilirim :) Mekan olarak hep fasıl şeklinde yerlere gittik. Bu sefer değişiklik yapıp bar veya karaoke tarzı bir yerler düşünüyorum. Kesinleşince hepsini paylaşırım. Deneyimlerimden sizleri de faydalandırırırm.
Tabii araştırdığım mekanları, alınabilecek alternetif hediyeleri, yapılabilecek sürprizleri de bilahare paylaşırım a dostlar. Hepinizin doğum günü istediğiniz en güzel şekilde geçsin. Ne olursa olsun benimkinin hep iyi olmasının sebebi sevgilim, kocam, her şeyimdir....
Benim sevgilim öyle alınan her şeyi beğenmez. Burun kıvırır, genellikle teşekkür etmez, bunun busu mu var, şurasındaki nedir falan gibi karşısındakini sinirlendirecek şeyler söyler. Ondan sonra da döner bana der ki sen bana hiç bir şey almıyorsun??? Ya sen aldıklarımı beğeniyor musun ki ben sana hediye alayım. Git beğen kendine al diyorum. Bu sefer de ciddi bozuluyor. Ya sen bana al o zaman bari ben sevineyim :)
Bir de ben aslında sevgilime (yani kocama) alacağım hediyelere çok özenirim. Düşünsene sen kafa patlatıyorsun, düşünüyorsun, sürpriz şekilde hazırlıyorsun, karşındakinden şu şekilde bir tepki geliyor: hmm fena değilmiş, ama burası neden bu şekilde???!!!?!?!?! O anda bayaa sinir krizi geçiriyor insan.
En basitinden bir kaç örnek vereyim. Kendisine parfüm aldım kocamın. Uygun bir fiyata bir arkadaşımdan orjinal parfüm aldım. Kendisinden gelen tepkiyi iletiyorum... Hmm bu parfüm orjinal mi şimdi? Çakma olmasın? Sanki kokusu çok güzel değil gibi, sen buna ne kadar para verdin? vs... ya arada teşekkür etmeyi unuttun sanki ama?? :)
Bunun gibi de dünya kadar durum yaşadım yani ki ben aslında hediye almayı ve sürpriz yapmayı çok seven bir insanımdır. Sevgilim sayesinde soğudum bu işlerden :)
Mesela ben çok kez doğum günü sürprizi yapmışımdır. Doğum sürprizlerimde kocama haber vermeden bütün arkadaşlarını toparlarım. Herkesi organize ederim, mekanı ayarlarım, hediyesini ayarlarım ve o şekilde gideriz. Bu arada belirteyim doğum gününmüzü ortak kutluyoruz :) Bir kere de dedim ki sen bana sürpriz yap. Demez olaydım sonrasında vazgeçtim yine organizasyonları ben yapıyorum :))))
Eeee napalım bizimde kaderimiz buymuş. Şimdi 2012 için kafamda bir şeyler beliriyor, bakalım neler yapacağım, ne hediye alacağım. Ama pasta yaptıracağım kesinnn bu sefer şekilli değişik bir pasta olmasını çok istiyorum. O pasta için para bile biriktirebilirim :) Mekan olarak hep fasıl şeklinde yerlere gittik. Bu sefer değişiklik yapıp bar veya karaoke tarzı bir yerler düşünüyorum. Kesinleşince hepsini paylaşırım. Deneyimlerimden sizleri de faydalandırırırm.
Tabii araştırdığım mekanları, alınabilecek alternetif hediyeleri, yapılabilecek sürprizleri de bilahare paylaşırım a dostlar. Hepinizin doğum günü istediğiniz en güzel şekilde geçsin. Ne olursa olsun benimkinin hep iyi olmasının sebebi sevgilim, kocam, her şeyimdir....
5 Aralık 2011 Pazartesi
Şile'de haftasonu
İstanbul'da oturanların özellikle yazın en çok tercih ettikleri yerler arasında yer alır Şile. Keyiflidir, denize girilebilir, mekanların fiyatları uygundur, hatta yazın şenlikler olur ki çok keyifli geçer. Bir sürü sanatçı yer alır konserlerde.
Şile çoluk, çombalak toplanıp gidilebilecek bir yerdir aynı zamanda. Eskiden daha beterdi ama şimdi biraz daha iyi. Çok fazla kalabalık olmasına rağmen, insanı rahatsız edecek bir durum yaşanmaz genelde. Pansiyonlar vs.de uygundur mesela, bir gece kalmak için dünyanın parasını ödemezsiniz.
Bu sözlerimden de anlaşılacağı gibi ben Şile'yi severim. Hem de oldukça çok severim. Yıllardır gidiyorum. Etinden, sütünden, her şeyinden yararlanıyorum :)) Şileye gelmeden Doğancılı köyü diye çok şirin bir köy vardır. Bizim ufacık apartman dairemiz de orada yer alır. Biz Şile'ye sadece yazın değil, kışın da sürekli gidenlerdeniz. Şile'ye kar yağdığında balkondan o ormanların manzarasını izlemek dünyanın en büyük keyfi oluyor gerçekten.
Mesela Cuma akşamından çıkıyoruz, Pazar akşamı dönüyoruz. Hem deli gibi para harcamıyoruz, hem de keyfimize bakıyoruz. Bu haftasonu da bu şekilde gittik arkadaşlarla. Yalnız ne yalan söyleyeyim Cuma akşamı hep birlikte donduk. Çünkü Şile buzzzz gibi. Eee duvarlar soğuk evin içi buz gibi. Sobayı yakıyorsun, ama evin içi ısınmıyor ki iki dakkada. O soğuğu anlatamam gerçekten. Peki hadi soğuğu geçtim üzerimizde bir şekilde bizi sıcak tutacak giyisiler vardı. Peki su??? Sonuçta eve gidildiği zaman bulaşık çıkar, yemek çıkar. Yıkanacak bir sürü şey çıkar. Sonra ellerin olur soğuktan kıpkırmızı. Uyuşur da hissedemezsin. Şilenin soğuğu bu şekilde bir soğuk işte.
Yine de her şeyine rağmen gerçekten çok keyifli işte. Vazgeçilmezimiz bizim eşimle. Serhat Bey özellikle benden daha çok seviyor orayı. Onun yapacağı dünya kadar aktivitesi oluyor tabii. Balık tutmak, resim çekmek, rakı balık :) Bir de yazları gittiğimiz zaman. Bizim evimiz Şile merkezde olmadığı için sahilimizde orası kadar dolmuyor tabii ki. Bu sayede de istediğimiz gibi keyfini çıkartabiliyoruz. Denize gir, güneşlen, ertesi günde işe git :) ne güzel tatil ama..
İşte bu şekilde dostlar. Şile dediğim gibi her daim keyifli, her daim güzel bir yer. Ne zaman giderseniz gidin. Yapacak bişeyler ve yemek yiyecek bir yerler bulabiliyorsunuz. Sessizlik, huzur derseniz kış ayları sizin için daha ideal olur. Ay bu yıl tatil yapamadım, deniz yüzü göremedim derseniz yazın da tavsiye edilir tabii ki.
Haftasonlarınızın güzel geçmesi dileğiyle dostlarım :)
Şile çoluk, çombalak toplanıp gidilebilecek bir yerdir aynı zamanda. Eskiden daha beterdi ama şimdi biraz daha iyi. Çok fazla kalabalık olmasına rağmen, insanı rahatsız edecek bir durum yaşanmaz genelde. Pansiyonlar vs.de uygundur mesela, bir gece kalmak için dünyanın parasını ödemezsiniz.
Bu sözlerimden de anlaşılacağı gibi ben Şile'yi severim. Hem de oldukça çok severim. Yıllardır gidiyorum. Etinden, sütünden, her şeyinden yararlanıyorum :)) Şileye gelmeden Doğancılı köyü diye çok şirin bir köy vardır. Bizim ufacık apartman dairemiz de orada yer alır. Biz Şile'ye sadece yazın değil, kışın da sürekli gidenlerdeniz. Şile'ye kar yağdığında balkondan o ormanların manzarasını izlemek dünyanın en büyük keyfi oluyor gerçekten.
Mesela Cuma akşamından çıkıyoruz, Pazar akşamı dönüyoruz. Hem deli gibi para harcamıyoruz, hem de keyfimize bakıyoruz. Bu haftasonu da bu şekilde gittik arkadaşlarla. Yalnız ne yalan söyleyeyim Cuma akşamı hep birlikte donduk. Çünkü Şile buzzzz gibi. Eee duvarlar soğuk evin içi buz gibi. Sobayı yakıyorsun, ama evin içi ısınmıyor ki iki dakkada. O soğuğu anlatamam gerçekten. Peki hadi soğuğu geçtim üzerimizde bir şekilde bizi sıcak tutacak giyisiler vardı. Peki su??? Sonuçta eve gidildiği zaman bulaşık çıkar, yemek çıkar. Yıkanacak bir sürü şey çıkar. Sonra ellerin olur soğuktan kıpkırmızı. Uyuşur da hissedemezsin. Şilenin soğuğu bu şekilde bir soğuk işte.
Yine de her şeyine rağmen gerçekten çok keyifli işte. Vazgeçilmezimiz bizim eşimle. Serhat Bey özellikle benden daha çok seviyor orayı. Onun yapacağı dünya kadar aktivitesi oluyor tabii. Balık tutmak, resim çekmek, rakı balık :) Bir de yazları gittiğimiz zaman. Bizim evimiz Şile merkezde olmadığı için sahilimizde orası kadar dolmuyor tabii ki. Bu sayede de istediğimiz gibi keyfini çıkartabiliyoruz. Denize gir, güneşlen, ertesi günde işe git :) ne güzel tatil ama..
İşte bu şekilde dostlar. Şile dediğim gibi her daim keyifli, her daim güzel bir yer. Ne zaman giderseniz gidin. Yapacak bişeyler ve yemek yiyecek bir yerler bulabiliyorsunuz. Sessizlik, huzur derseniz kış ayları sizin için daha ideal olur. Ay bu yıl tatil yapamadım, deniz yüzü göremedim derseniz yazın da tavsiye edilir tabii ki.
Haftasonlarınızın güzel geçmesi dileğiyle dostlarım :)
29 Kasım 2011 Salı
Topuklu Ayakkabı
Bir sanattır topuklu ayakkabı giymek. Şaka değil gerçekten öyledir. Hem dünyanın en büyük hazzıdır kesinlikle. Hemde en büyük işkencesidir. Tabii bu topuk boyuna göre ve ayakkabının ergonomikliğine göre de farkedebilir. En azından benim giydiklerim bu şekilde. Ben az topuklu ayakkabı giymeyi sevmiyorum. Ya çok topuklu ayakkabı olacak, ya da hiç olmayacak.
Yalnız insan o ayakkabıyı giyip te şöyle bir salına salına yürümeye başladığı an var yaa... Ne büyük keyifdir o yaaa.
Eğer cidden güzel bir ayakkabıysa kadınlar gözlerini alamazlar ve bu şekilde ayağını burkma, hatta kırma ihtimalin daha yüksek olur. Hadi yürümeye başladın ve on dakika kadar yürüdün. Peki o onbirinci dakikada ne olur? Ben söyleyeyim ayaklarına kıramplar girmeye başlar insanın. Delirtici durumda oturmak ve ayaklarını ovuşturrmak istersin. Onbeşinci dakikadan sonra da yürüyemeyecek halie gelirsin. Zaten bu sebepledir ki topuklu ayakkabılar ya işe giderken giyilir (oturarak çalıştığın bir işin varsa), ya da düğün, nişan, eğlence gibi bir yere giderken giyilir.
Tabii bazı istisnalar da yok değil. Mesela bazı insanlar o kadar alışıyorlar ki topuklu ayakkabıya düz ayakkabı giyemiyorlar. Evlerinde bile topuklu terliklerle geziyorlar falan... Eğer spor bir yerlere gideceklerse de dolgu topuklu ayakkabı giyebiliyorlar. Bu ama bir tespit. Çünkü topuklu ayakkabı giyen insanların ayakları bir zaman sonra o şekle alıştığı için, daha sonrasında düz şekilde yürüyememeye başlıyorlar.
Ben o şekilde de olmak istemezdim şahsen. Zaten olamam çünkü bel fıtığım var. Yani ben bir gün topuklu ayakkabı giyiyorsam iki gün kesinlikle düz ayakkabı giymem lazım. Belimin ağrısından duramam yoksa.
Yine de her ne oursa olsun topuklu ayakkabı giymek çok büyük bir zevktir. Acayip keyifli bişeydir. İnsan yürürken bile kendini güzel hisseder. Her zaman topuklu ayakkabııı :))))
Not: Resimler Shoe Tek internet sitesinden alınmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

