29 Ekim 2013 Salı

ESKİŞEHİR GEZİ NOTLARI

   Uzun bir aradan sonra yine gezi notlarımla sizlerleyim. Aslında bayram tatilinde İstanbul'u gezip detaylarıyla size bilgi vermek istiyordum, ama eşimle birlikte yine bir iki günlüğüne şehir dışına çıkmaya karar verdik.
   Bu sebeple gezip, gördüğüm ve gezerken keyif aldığım Eskişehir'in bilgilerini paylaşmak isterim...

   Öncelikle Eskişehir rahatlıkla gezilebilecek illerimizden. Çünkü şehrin içinde çok güzel bir tramvay ağı var. gidebileceğiniz her yere sizi ulaştırabilecek kolaylıkta. Eskişehir öğrenci şehri olması sebebiyle toplu taşımalara çok önem verilmiş gibi gözüküyor. Biz aracımızla gittiğimiz için toplu taşıma tercih etmedik. Ama sanmayın ki aracımızla dolaştık. Uzun bir yürüme mesafesi olmasına rağmen Eskişehir'i yürümeyi tercih ettik. Sizin de yapabileceğiniz bir güzellik. Eskişehir'i yürüyerek keşfetmek gerçekten çok keyifli.

  Eskişehir araba ile yaklaşık 2,5 - 3 saat sürüyor. Eskiden Eskişehir tren yolu üzerinde ana istasyon olsa da, şimdilerde hızlı tren yapımı sebebiyle tren garı kendi haline bırakılmış durumda.
   Şimdi Eskişehir turumuza başlayabiliriz.

   Biz Eskişehir'i gezmeye KENT PARK ile başladık. Daha önce çok duyduğumuz yapay plajını görmek istedik. Parka geldiğimiz zaman ilk dikkatimizi çeken parkın güzelliği ve düzeni oldu. Daha sonrasında bütün parklarda da aynı güzelliği gördük. Kent Park içerisindeki yapay plaj ise gerçekten çok güzeldi. Sadece plaj değil, park içerisindeki diğer süs havuzları ve bahçelerde çok güzeldi. Park içerisinde ayrıca yapılmış küçük bir at çiftliği var. Ayrıca atların bir gezi yolu bulunuyor. Bu yol bütün parkı da geziyor. Biz gittiğimizde bayram tatili olduğu için sanırım atları göremedik :). Ayrıca faytonlar var. Bunlarla anladığım kadarıyla at yolunda faytonla gezintiler yapabiliyorsunuz.

Kent Park Yapay Plaj

Kent Park Yapay Plaj

Kent Park Süs Havuzu


    Kent Park ve şehrin genelinde dikkatimi çeken bir şey daha heykellerdi. Şehrin her yerinde ve özellikle parklarda gerçekten çok güzel heykeller var. Bazıları suların içerisinde, bazıları bahçelerin içerisinde, ama Eskişehir'de inanamayacağınız kadar çok heykel var.







 
Kent Park Tekne Turu

    Bildiğiniz gibi şehrin içinden Porsuk çayı geçiyor. Şehir de Porsuk Çayından yararlanmanın en iyi yollarını bulmuş gibi gözüküyor. Kent Park'ın içerisinden de geçen Porsuk Çayı için park içerisinde bir gezi rotası belirlenmiş. Biz yine bayram sebebiyle bundan yararlanamadık, ama yukarıda görmüş olduğunuz resimdeki gibi bir çok ufak motor var. Bu motorlar çayı bir boydan bir boya dolaşarak size şehri tanıtıyor ve keyifli bir tur imkanı sağlıyorlar.

   Kent Park'tan ayrıldıktan sonra şehrin merkezinde bulunan gondollara da binebileceğimiz Adalar mevkiine geçtik. Gomdolların turları çok kısa olmasına karşın belki de ilk defa bindiğimiz için bize inanılmaz keyifli geldi. Üstelik gerçekten rağbet görüyorlar. Bu 15 dakikalık turlar için bir saat bekleyen insanlar gördüm. Sizde bu deneyimi tatmak isterseniz kuyruğun kısa olduğunu gördüğünüz anda hemen sıraya girin derim. Çünkü ne zaman dolacağı belli olmuyor.

Gondol Gezisi
Gondol Gezisi

    Gondol gezisinden sonra Adalar mevkii olarak bilinen bu yerde isterseniz karnını doyurabilirsiniz. Çünkü çayın hem sağ, hem sol tarafında bir sürü restoran ve kafeterya var. Ama benim size tavsiyem eğer biraz daha bekleyebilirseniz az sonra anlatacağım yerde Eskişehir'in meşhur çiböreğinden yemenizdir. Aynı zamanda bir de Eskişehir'de meşhur olan (hamburgeri ile meşhur) Pino varmış, ama ben yerini bulamadım. Eğer siz önceden yerini birilerinden öğrenebilirseniz akşam yemeği için orayı da deneyebilirsiniz.

   Biz gondol gezimiden sonra meşhur Odunpazarı'nı gezmeye geçtik. Odunpazarı evleri daha öncesinde çok fena olmasına rağmen, şimdi hepsi restore edilmiş ve gerekten çok güzel bir hal almışlar.




   Odunpazaı evleri arasında yine aynı şekilde restore edilmiş oteller bulunuyor. Eğer bütçeniz uygunsa ve önceden rezervasyon yaptırdıysanız bu otellerde kalmanızı tavsiye edebilirim. şehrin havasını yansıtan çok sevimli butik oteller mevcut. Biz önceden rezervasyon yaptırmadığımız için başka otelde kalmamız gerekti, ama yine de bizim de kaldığımız otel gerçekten güzeldi. İlerleyen dakikalarda onu da anlatacağım.
Odun Pazarı
Odun Pazarı

Odun Pazarı
Odun Pazarı


 

















   Şimdiki durağımız Kurşunlu Camii. Aslında Adalar bölgesinden çok ta yakın olmasa da biz yürüyerek gitmeyi tercih ettik. Sizde eğer yürümek konusunda sorun yaşamıyorsanız bence yürümelisiniz. Bu şekilde şehri en yakından görme şansını yakalıyorsunuz. Biz eşimle birlikte nedense Camii içerisinde ve bahçesinde resm çekmeyi atlamışız. Bu konuda sizden özür diliyorum. Camiinin içerisinde bir lületaşı müzesi ve kişilerin el sanatlarını sergilediği ve sattığı küçük bir kaç mağaza bulunuyor. Özellikle yaptıkları ebru sanatı örnekleri kesinlikle çok başarılı ve fiyatları da bence yapılan sanata göre çok uygun. Eğer evinizde koyabilecek bir yeriniz varsa veya hediye olarak bir şeyler götürmek istiyorsanız bu şaheserlerden tercih edebilirsiniz.

Lületaşı Müzesi



    Kurşunlu Camii Odunpazarı evlerinin içinde bulunuyor. Camiden çıktıktan sonra sağa dönüp biraz yürüdüğünüz zaman karşınıza Arasta Cam Çini Ve Seramik Sanatları Çarşısı çıkıyor. Bu çarşı içerisinde hem çok güzel hediyelikler bulunuyor. Hem de Çibörek yiyebileceğiniz küçük bir yer var. Ufak masalar, güleryüzlü esnaf ve leziz mi leziz çibörekler... Biz burada yedik ve çok beğendik. Tavsiye edebileceğim yerlerdendir.





    Çarşıdaki ufak büfemizde karnımızı doyurduktan sonra, kendimizi daha iyi hissederek, Şelale Park'a yürüyebileceğimize inandık. Fakat eğer mümkünse siz bir toplu taşıma aracını veya bir taksiyi tercih edebilirsiniz. Çünkü Şelale Park bir yokuşun en tepesin konumlandırılmış ve şehri panaromik anlamda tam olarak gören bir park olmasına karşın, yürüme konusunda sizi oldukça zorlayabiliyor.

Şelale Park

Şelale Park Manzara


Şelale Park


    Şelale Park gezimizden sonra yine Odunpazarı evlerinin arasında olan Atlıhan El Sanatları Çarşısına geçtik. Bunun için de biraz yürümemiz gerekti tabii :)
   Atlıhan El Sanatları Çarşısının içerisinde eskiden bir restoran varmış. İki katlı yine eski Dounpazarı evlerinden restore edilmiş bir ev fakat şimdilerde o da mali krize yeni düşmüş sanırım...

Atlıhan El Sanatları Çarşısı



    Eskişehir'de daha önce de belirttiğim gibi her yerde görebileceğiniz heykellere hayran kalmamak mümkün değil. Heykelleri yapan sanatçılar aynı zamanda kendi hayal güçlerini de oldukça kullanmışlar.






    Eakişehir'de ayrıca yaygın olan bir başka sanat ise cam. Cam işlemeciliği çok çeşitli ve değişik şekillerde Eskişehir'de görülebilecek bir sanat. Odun Pazarı evlerini gezerken ayrıca bu dükkanları da gezmiş oluyorsunuz...

Cam Sanatları Dükkanı

   Ayrıca Odun Pazarı evlerinin kapı numaraları da çok değişik. Bütün kapı numaraları çini olarak yapılmış ve gezerken sizi sanki ayrı bir dünyanın içerisindeymişsiniz gibi hissettiriyor.



   Odun Pazarı evlerini de gezdikten sonra gerçekten çok yorulduğumuz hissettiğimiz ve henüz kalacak yer bulamadığımız için bir otel bulmaya karar verip oradan ayrıldık. Bir kaç aramadan sonra kalacağımız otel olan Saffron Otel'i bulduk. Otelde oda kahvaltı olarak konakladık. Fakat personelinin güler yüzlü servisi ve her sorunumuzla birebir yakından ilgilenmeleri sebebiyle çok memnun kaldık. Eğer bir Eskişehir turu planlıyorsanız kalabileceğiniz temizlikte ve ilgili bir otel olarak memnun kalacağınızı temin edebilirim.

   Bu arada belirtmem gereken bir durum var. Eskişehir'de gün boyunca aldığımız değişik odun yanığı gibi bir koku vardı. Yalnız bir ara daha da yoğunlaşmaya başladı. Bir ara gerçekten zorlanmaya başladığımız bir koku ile karşı karşıya kaldık. Daha sonrasında otel personelinden aldığımız bilgiye göre Eskişehir'de bulunan şeker fabrikasından gelen bir kokuymuş. kokunun güzel bir şeker kokusu olduğunu sakın sanmayın. Koku şeker pancarı kokusu ve inanın dayanılması zor bir koku. Gerçi gün içerisinde veya Odun Pazarında gezerken çok fazla hissetmedik, ama Adalar mevkiinde biraz daha yoğun olarak alabiliyorsunuz.

   Otelde geçirdiğimiz güzel ve rahat bir gecenin ardından ertesi sabah eşyalarımızı toparlayarak yine yollara koyulduk. Bu sefer ilk durağımız Sazova Parkı oldu. Sazova Parkı yine Kent Park gibi çok büyük ve çok güzel bir park. İçerisinde bir kaç adet süs havuzu ve küçük bir suni göl bulunuyor. Aynı zamanda Sazova Parkında gayet güzel ve büyük bir masal şatosu ve yine masal korsan gemisi bulunuyor. Şato henüz açılmamış. Yapımı yeni bitmiş ve 29 Ekim 2013 tarihinde açılması bekleniyormuş. Biz gezemedik, umarım siz gittiğiniz zaman içerisini gezebilirsiniz. Aynı zamanda park içerisinde güzel bir şelale ve şelalenin kenarında güzel bir kafeterya bulunuyor. Gerçi her parkın içerisinde güzel bir kaç adet kafeterya bulunuyor. Bu konuda sorun yaşamazsınız. Ayrıca parklarda dikkatimi çeken bir diğer enteresan durum ise tuvaletleri oldu. Parkların her yerinde tuvaletler bulunuyor, yalnız tuvaletler unisex. Yani hem erkek, hem bayan kullanabiliyor. Tek tuvalet var. Yalnız buna rağmen tuvaletler gerçekten çok temizdi.Kullanım konusunda gerçekten hiç sorun yaşamadık. Bir İstanbul'lu olarak tabii bizi şaşırtan durumlar bunlar :)

Sazova Park Tren İstasyonu
Sazova Park Masal Şatosu

Sazovza Park Şirinler Evi

Sazova Park Ördekler


Sazova Park Korsan Gemisi






   Sazova Park'ın içerisinde parkın çevreisni tamamen dolaşan ve çocuklara yönelik bir de tren bulunuyor.Yukarıdaki resimlerde de göreceğiniz gibi bu tren için çok güzel de istasyonlar yapılmış.

   Sazova parkın hemen yanında Sabancı Uzay Evi bulunuyor. Biz maalesef saatleri uymadığı için müzenin içini gezemedik, ama saat 13:00'den sonra müze açılmakta ve istediğiniz gibi gezebilmektesiniz. Aynı zamanda müzenin bahçe kısmında da gezebileceğiniz bir kaç güzel ve değişik yapı bulunuyor. Mesela bir tanesi kaldıraç. kaldıracın bir ucunda Anadol model bir araba var. Diğer ucunda ise siz! Evet, evet siz ipe asılıyorsunuz ve koskocaman bir arabayı kaldırabiliyorsunuz ve bunu yaparken de tabii ki çok keyif alıyorsunuz. Ayrıca bahçesinde iki adet uçak, bir adet değişik bir su değirmeni bulunuyor.

Sabancı Uzay Müzesi Kaldıraç

Sabancı Uzay Müzesi

Sabancı Uzay Müzesi
   Aslında daha sonrasında görmek istediğimiz havacılık müzesiydi, ama Frig vadisini de görmek istediğimiz için artık Eskişehir turumuza son vermek durumunda kaldık. Ama sizin vaktiniz varsa mutlaka Havacılık müzesini de gezin derim. Anadolu Üniversitesinin hemen karşısında yer alıyor ve Sazova Parkına yakın bir yerde bulunuyor.

   Frig vadisi ise Eskişehir'e 80 Km uzaklıkta. Giderken yol üzerinde göreceğiniz bir sürü de tarihi anıtlar mevcut.

Kurşun Kale

   Frig vadisine gitmeyi düşünüyorsanız, gitmeden önce bilmeniz gereken şey vadinin çok büyük olduğudur. Zamanında orada yerleşim olduğunu gösteren Kapadokya'daki gibi peri bacaları mevcut. Yalnız bunlar kapadokyadaki kadar çok değiller. Ayrıca gerçekten çok büyük iki adet yazılı anıt bulunuyor. Öğrendiğimiz kadarıyla bu anıtlar halen sırrını koruyan anıtlar. Yani üzerindeki yazılar halen çözülememiş.
   Frig vadisinde ayrıca güzel bir yürüyüş parkuru var. Yalnız biraz uzun ve biraz da tırmanma mesafesi var. Bu yüzden yanınıza su almanız çok önemli.

Frig Vadisi Yürüyüş Parkuru
Frig Vadisi Yazılı Taş




   Son olarak söylemek istediğim ise Frig Vadisini gezdikten sonra orada bulunan köylülerin işlettiği küçük bir mekan var. İçeride kendilerine has olan HIÇIN yapıyorlar. Hıçın böreğin küçüğü diyebiliriz. Patatesli yapılıyor. Yuvarlak bir şekli ve inanılmaz güzel bir lezzeti var. Zaten bilenler onu yemek için geliyorlar. Üstelik te kolay bayatlamıyor, yani dönüş yolunda da yanınıza almak isteyebilirsiniz. Mutlaka denemelisiniz.

   Kalan bir iki resmimi de aşağıda sizlerle paylaşıyorum. Umarım gitmek isteyenler için keyifli ve yararlı bir yazı olmuştur.
   Herkese iyi geziler...


Sazova Park Korsan Gemisi





8 Ekim 2013 Salı

En Güzel Bayram Tatili İstanbul...

   Uzun zamandır ve büyük bir heyecanla beklediğim tatillerden bir tanesi de bu bayram tatili. Birileri bu bayramda tatile nereye gideceğimi mi soruyor yoksa???
   Hemen söylüyorum ki İstanbul'dayım. Neden mi bu kadar sevinçliyim? Çünkü İstanbul'un tadı en güzel bayram tatillerinde çıkar. İstanbul'a göç eden bütün insanlar bayramlarda memleketlerine gider. Bütün İstanbullular büyük bayram otellerine kaçar, bazıları da yurt dışına giderler. 
   Peki kime kalır İstanbul biliyor musunuz? Bana :) ve benim gibi düşünenlere tabii ki. 
   Siz hiç İstanbul'u dinleyebildiniz mi gözleriniz kapalı? İşte ben böyle zamanlarda dinleyebiliyorum. Ve gezebiliyorum İstanbul'u, o muazzam tarihini, yer olmadığı için yürüyemediğin adalarını, müzelerini, Galatayı... 
   Bayram tatilinde müze gezebiliyor musun demeyin, çünkü müzeler bayramın 2. gününden itibaren açık oluyorlar. (Hatta bu birinci günü de olabilir net bilgi değildir :)) 
   Taksim'de kimseye çarpmadan, hayatı hızlı yaşamak zorunda kalmadan, hızlı adımlar atmadan yürümek ne kadar keyiflidir bilir misiniz siz? Ben bilirim işte. Bilinmesi gereken anlardan da biridir üstelik size de tavsiye ederim. Şöyle denize karşı sıra beklemeden masa bulup çay içmek. Gideceğin yerlere gitmek için arabanın içinde sinir krizleri geçirmemek ne demektir İstanbul'da? Nasıl büyük bir keyiftir yaşamalısınız. 
   Şimdiden kendime ufak bir rota çıkardım gibi. Umarım istediklerimin hepsini yapabilirim de sonrasında bütün keyifli anlarımı buradan sizinle paylaşabilirim.


Sağlıcakla kalın...

25 Temmuz 2013 Perşembe

RİZE GEZİ NOTLARI

   Karadeniz gezilebilecek en güzel yerlerdendir...

   Eşimin Rize'li olması sebebiyle bizim gezmeyi planladığımız rota da Rize çevresinde oldu. Biz İstanbul'dan kendi arabamızla gitmeyi tercih ettik. Çünkü bizimle birlikte aile büyükleri de geldi. Fakat araba yolculuğu o kadar yol tercih edilir mi derseniz tartışılır. Şu anda yolların hepsi duble yol olma durumunda bu sebeple hem gidiş hem de geliş biraz daha rahatlamış, fakat yine de 15 saatlik bir yolunuz var. (Bu söylediğim Rize merkez için geçerli.) Bence Trabzon'a uçakla gidip, oradan araç kiralamak rahat yolculuk için tercih edilebilir. Ama daha ekonomik olsun derseniz araç tercihi sizin için daha mantıklı olacaktır.

   Eğer bir Rize turu yapacaksanız min. 7 gününüzü bu tur için ayırmanız gerekli diye düşünüyorum. Çünkü Rize'de ve çevresinde gezilecek çok yer var. Aynı zamanda bu yerlerin arası uzak olduğu için bir günde en fazla iki mekan gezebilirsiniz. Bu sebeple hiçbir yer aklımda kalmasın diyorsanız eğer, kendinize en az bir haftalık tatil ayarlayın.

   Gittiğimiz ilk gün çok yorgun olduğumuz için dinlenmeye ayırdık. Biz Çayeli'li olduğumuz için konaklamada bir otel bulmamıza gerek olmadı. Ama Rize'ye çok yakın Ayder yaylasında bir sürü güzel butik oteller var. Bir tanesini gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz.
  
   Bu arada Rize'ye gitmek için en ideal zaman ne zaman derseniz ben kendi tecrübelerime dayanarak size Eylül ayı diyebilirim, hatta Eylül sonu Ekim başı gibi de olabilir. Çünkü bu zamanlarda henüz yağmurlar başlamamış oluyor. Gündüzleri gayet sıcak ve keyifli bir hava, akşamları ise sizi biraz üşütmekle beraber tertemiz ve rahatlatıcı bir havası oluyor.

   İlk gün, Trabzon'da olması ve yolun uzun süreceğini bilmemiz sebebiyle Sümela manastırına gitmeye karar verdik. Yol, bulunduğumuz yerden yaklaşık bir saat sürdü. Sümela yolu Trabzon sanayi sitesinin içinden geçilerek gidilen bir yol. Bu sebeple karıştırmayın sakın. Gerçi bir sürü tabela koyulmuş ama burdan da yol olur mu deyip tabelaları kaçırabilirsiniz dikkat edin.

  Bu arada Sümela'ya varmadan önce şahane kahvaltıları da olan çok güzel bir iki tane alabalık çiftliği var. Eğer kahvaltı etmeden çıkarsanız veya dönüşünüz öğlen saatlerine denk gelirse kesinlikle tavsiye edebileceğim yerler. Yalnız giderken yanınıza kolları uzun bişeyler alın derim. Çünkü bu yerlerde kahvaltı ederken arılar sizi bir an olsun yalnız bırakmıyorlar. Beni sokmazlar diye düşünüyorsanız, iki kere düşünün derim...









   Şunu da belirtmem gerekir ki Sümela'ya iki yıldır üst üste gidiyorum, fakat ikisinde de sürekli bir tadilat halinde yani sadece bir tane ibadet odası, bir kaç tane de odası açık avluyu gezip çıkmanız gerekiyor. Bir de eğerki bayram seyran gibi bir güne denk geldiyseniz biraz kalabalık oluyor. Trabzon'da yaşayan halkta gezmek için buraya geliyor çünkü. Aklınızda bulunsun. Ayrıca Müze Kartınız varsa onu da girişte kullanabiliyorsunuz.

   Sümela Manastırı'ndan çıkıp Rize istikametine gitmeye başladığınız zaman yol üzerindeki bir sapaktan giriş yapıp Uzungöl'e gidebiliyorsunuz. Yol tarifleri için artık herkesin arabasında bir GPS olduğunu düşünüyorum. Yoksa da edinmelisiniz bence çünkü yollar gerçekten karışabiliyor. Biz telefonlarımızdakileri kullanmıştık ve gayet başarılı bir şekilde istediğimiz yerlere ulaştık.

  Yalnız Sümela Manastırında gezmeyi en geç öğlen saatlerine kadar bitirmiş olmanız gerekiyor ki Uzungöl'e gidebilesiniz, çünkü sapaktan girdikten sonra yine bir saat kadar bir yolunuz var ve hava karardığı zaman o güzel manzarayı kaçırabiliyorsunuz. En azından gündüz gözüyle bir seyrettikten sonra Uzungöl'ün gece manzarası da gerçekten çok keyiflidir bunu da belirtmek isterim.

   Uzungöl gerçekten küçük ama turizm amaçlı yapıldığı için çok güzel inşa edilmiş, dağların arasında yeşilliklerin içinde kalan modern bir köy diyebiliriz. Aradığınız herşeyi de burada bulabiliyorsunuz. Ayrıca yeme içme konusunda da çok iyiler. Her yerde ayrı bir leziz koku sizi cezbedebiliyor. Eğer acıktıysanız akşam yemeğinizi burada yemeyi tercih edebilirsiniz...






   Uzungöldeki gezintinizde bittikten sonra eminim biraz dinlenmek isteyeceksinizdir. :))

   Bu arada belirtmek istediğim bir şey var. Anzer yaylası bildiğiniz gibi ballarıyla ünlüdür. Bu sebeple merak edip oraya da gitmek isteyebilirsiniz. Fakat Anzer yaylası Ayder yaylası gibi turizm amacıyla işletmelerin açıldığı bir yer değil. İsteyenler tabii ki gidip görsünler, fakat yolu çok uzun ve engebeli olmasının yanısıra vardığınız zaman sizi karşılayacak bir kaç tane yayla evinden başka bir şey bulamazsınız. Yani gitmeyi düşünenler varsa hayal kırıklığına uğrayabilirler bu sebeple bunu da belirtmek istedim.

   Rize'ye giderken mayolarınızı da yanınıza almayı unutmayın. Çünkü Rize de bir halk plajının olmasının yanı sıra Ayder Yaylasında girebileceğiniz çok güzel kaplıcaları bulunuyor. Bunlardan yararlanabilmek içinde mayolarınızı yanınıza almanız lazım :)

  Bir diğer gün başladığında size önereceğim gezi rotası öncelikle Ayder yaylasına da çok uzak olmayan Ağaran şelalesi olacaktır. Şelalenin yanında herhangi bir turizm amaçlı mekan bulunmuyor, ama sadece şelaleyi görmek için bile gidebilir ve bir kaç güzel kare elde edebilirsiniz. Ben soğuk suya aldırmam diyenleriniz şelale suyunun altında biraz serinleyebilir de...

   
  



 
  Ayder Yaylası'na giderken önce Çamlıhemşin'den geçiyorsunuz. Burada Çamlıhemşin kızlarının başlarına bağladıkları değişik başörtülerden hediyelik olarak almanız mümkün.

  Ayder Yaylası'na vardığınız zaman miss gibi doğası ile sizi büyülüyor. Genellikle turizm amaçlı butik otelleri, kaplıcaları mevcut. Bir kaç tane yayla evi ise hala kullanılıyor köylüler tarafından. Yalnız Ayder Yaylası'nda üşümeniz kuvvetle muhtemel. Yaz günü bile olsa yanınıza mutlaka uzun kollu bir şeyler almanız gerekiyor. Gittiğiniz zaman karnınızın aç olması da tavsiyem olacaktır. Çünkü inanılmaz güzel mıhlama ve kara lahana sarması yiyebileceğiniz yerler var. Eğer sabahtan giderseniz kahvaltıları da mükemmel oluyor. Ya ben çok yiyemem, tıkanırım diyorsanız, Rize'de bu durumu unutabilirsiniz, çünkü inanılmaz güzel doğasında biraz yürüdüğünüz ve billur gibi suyundan içtiğiniz sürece sürekli açsınız demektir.

  Ayder Yaylası'nın merkezinden biraz daha uzaklaşarak yolu takip ederseniz, köylülerin yaptığı derme çatma yerlere ulaşırsınız. Burası merkez gibi değil turizm yerleri yok gibi, sadece bir kaç tane derme çatma köylülerin kendi çabaları ile kurduğu, ama tamamen yeşilllikler içerisinde yerler var. Eğer ben daha çok böyle yerleri severim diyorsanız biraz daha yol turmanıp buralara da ulaşabilirsiniz. 

  Bir de Ayder Yaylası'ndan dönüşte Fırtına deresinin yanında rafting yapabileceğiniz bir kaç yer bulunuyor. Bana sorarsanız buralara kadar gelmişken rafting yapmadan dönmek Fırtına'ya haksızlık olur. Üstelik korkulacak kadar zor da değil. Zaten her türlü yanınızda bir eğitmen bulunuyor ve sizi yönlendiriyor.




  Bir de bizim köyümüz var. Çok kısa buradan da bahsetmek isterim. Köyümüz ufak olmakla birlikte, Rize'nin Çayeli ilçesinde bulunuyor. Çayeli merkezden yukarıya doğru bi 200 metre kadar da tırmanmanız lazım. Yalnız köyümüzün hem akşam, hem gündüz manzaraları harikadır. İsmi ne mi demiştiniz? Hemen ileteyim Kurçenli köyü :)
 Yazımı burada bitirirken köyümüzden de bir kaç resim paylaşmak isterim...






9 Ocak 2013 Çarşamba

Anneme İthafen

  Ben yine böyle karlı bir Cuma günü doğmuşum. Tam 28 yıl önce bugün...
  Annem benim için çok eziyetler çekmiş. Önceleri olmaz bile demişler, ama sabırla dokuz ay beklemiş. Sonra sorun var demişler, on gün de hastahanede beklemiş. Doğum yaklaştığında o kadar korkmuş ki hastahaneden bile kaçmış karnında benimle. Doğurmaktan vazgeçmiş, karnımda güvende kalsın demiş...
  Tam beş saatlik suni bir sancıdan sonra gerçekten doğamadığım anlaşılınca sezeryana almaya karar vermişler anneciğimi. Sezeryanda çekilen bir eziyet olmuş. Sonra benim doğuşum, nefes almıyor olmam, doktorların uğraşları sonucu tekrar hayata dönmem... Hepsi birer mucize aslında. Ama bana kalırsa hepsi annemin sayesinde. O kadar istemiş ki beni, o kadar kararlıymış ki ve o kadar çok sevmiş ki, o sevgi sayesinde hayata tutunmuşum bende ilk başından beri.
  Şimdi hala hayata tutunuyorsam sıkı sıkı, canım sıkıldığında, başım sıkıştığında bunları düşünüyor olmam. Benim için verilen çabanın, annemin sevgisinin ve hep arkamda olduğunun farkında olmamdandır.
  İnsan gençken anlamıyor annenin ne kadar değerli, ne kadar önemli olduğunu belki de, ama büyümeye, olgunlaşmaya başladıkça fark ediyorsun yanıbaşında duran mükemmel sevgiyi, desteği, yardımcıyı ve arkanda duran üzerinden hiç çekilmeyen o koruma duygusunu...
  Bugün benim doğum günüm. Annem olmasaydı bugün burada olamayacağıma göre her şeyden önce ona teşekkür etmem gerekir sanırım.
  Teşekkür ederim anneciğim. Beni doğurduğun, sabırla büyüttüğün, bütün kötülüklere karşı kalkanlarını açıp beni daima koruduğun için teşekkür ederim...
   Seni Seviyorum.

Merve...

12 Kasım 2012 Pazartesi

BURSA GEZİ NOTLARI

   Sizi temin ederim ki Bursa ne yürüyerek, ne de arabayla bir gün içerisinde gezilemez. Bursa'yı gezmek için en az üç gününüzü ayırmanız ve çok güzel bir rota çıkarmanız gerekir.
   Rota çıkartmak için önerim daha önce Bursa'ya gitmiş veya orada yaşamış arkadaşlarınızla konuşmanız olacaktır. Katologlar kesinlikle yeterli olmuyor ve Bursa gibi karışık, labirent gibi sokakları olan bir şehirde sizi zorlayabiliyor. Ben elimde GPS olmasına rağmen adresi bulabilmek için aynı yerden 3-4 kere geçtiğimi biliyorum.
   Bu sebeple sizinle kendi deneyimlerimi paylaşmak istedim. Belki birazda olsa kolaylık sağlar.

   Biz eşimle İstanbul'dan giderek, haftasonumuzu Bursa'da geçirdik. Kaldığımız Holiday Inn Hotel hem odaları, hem servisleri açısından verdiğimiz paranın hakkını verdi. Ayrıca sauna, buhar odası, hamam gibi aktivitelerden de ücretsiz yararlanıp, kendinizi şımartabiliyorsunuz. Otel Bursa'ya 10 km. kadar uzakta, Uludağ Üniversitesi Görükle Kampüsünde. Fakat konumu itibariyle sessiz ve yeşillikler içerisinde keyifli bir mekan. Eğer aracınız varsa sizi zorlamayacaktır. Yoksa da sanırım Bursa'nın tramvay ulaşımı ile gidebilirsiniz. Araştırmak lazım.
 
   Ertesi gün dinlenmiş olarak gezimize başladık. Biz Ulu Camii daha önceki gezimizde gezdiğimiz için bu sefer diğer rotalara yönelebildik. Ama ilk defa gidecekler için ilk gezilmesi gereken yer Ulu Camii'dir. Ulu Camii aslında Bursa'nın merkezi olarak kabul edip, gezi rotanızı burdan çizebilirsiniz. Ulu Camii gezildikten sonra avlusundan çıkıp, sol tarafa döndüğünüz zaman Koza Han vardır. Koza Han Bursa'nın en meşhur ipekçiler çarşısıdır. Burada istemediğiniz kadar kumaş ve ipek sizi bekler. İsterseniz Kozahanın avlusunda yeşilliklerin içinde bir çay ya da kahve de yudumlayabilirsiniz.

  

Koza Han avlusu
  

Koza Han avlusu





  









   Buradaki molanızdan sonra, ana caddeye çıkıp araçların gidiş istikametine doğru biraz yürüdükten sonra sağ tarafınızda Atatürk heykelinin hemen arkasında Bursa Kent Müze'si kalır. Bursa gezintisine devam etmeden önce mutlaka burası gezilmeli. Bursa tarihi ve Bursa'da yaşayan tarih severlerin verdiği hediyelerle zenginleştirilmiş müze 3 katlı çok keyifli bir gezi alanı olmuş.


Bursa Müzesi - Demlik

 



  
Bali Bey Han

Bursa Bıçakları
 
Bursa Müzesi

    








  

 Bursa Müzesi'ni gezdikten sonraki mekanınız Balibey Han olabilir. Bursa Müzesi solunuzda kalacak şekilde bir 300 metre kadar yürüme mesafeniz var. Han yine 3 katlı ve en üst katında şehir manzarası eşliğinde soluklanıp bir şeyler içebiliyorsunuz. Hanın diğer katlarında ise el sanatları yapımı atölyeleri ve dükkanları mevcut.


 
   Bali Bey Han'ın üst katından çıktıktan sonra han sağ tarafınızda kalacak şekilde biraz yürüdükten sonra Orhan Gazi ve Osman Gazi türbelerine ulaşıyorsunuz. Türbeleri gezdikten sonra bahçe kısmına geçip Bursa'yı panaromik olarak resimleyebilme imkanınız olur.
  Daha sonra Türbenin kapısından çıkıp tam karşıdaki Kale Sokağa geçerseniz eski tip evlerin olduğu bu sokağın güzelliklerini de resimleyebilirsiniz.






Kale Sokak
 

 

Kale Sokak



  





  



   Bu dar ve güzel Bursa sokaklarını gezdikten sonra aracınıza binerek Çekirge istikametine devam etmenizi öneririm. Aslında bizim gezemediğimiz de çok yer kalmış olmasına rağmen size gezdiğimi yerleri anlatmaya devam edeceğim. Çekirge istikametine devam ederken yol üzerinde sol tarafta önce köşede Atatürk Müzesini görüyorsunuz. Gerçekten çok güzel ve gayet sade döşenmiş olmasına rağmen çok ihişamlı bir konak burası.

Atatürk Köşkü


Atatürk Köşkü Çardak

Atatürk Yatak Odası




Atatürk Köşkü - Çalışma Odası

Atatürk Köşkü - Salon



   






  


   Çalışma odasında gözüken köpek Atatürk'ün köpeği Kont'tur. Öldükten sonra dondurularak çalışma odasına konmuştur. Hikayesini sorduğumuzda köşkün bekçisi bize şu şekilde aktardı: Bir gün Atatürk köşkünde yabancı misafirlerini ağırlayacaktır. Vali ile birlikte misafirler bahçeye girdikleri sırada Kont birden yerinden fırlar ve bir misafirin üzerine doğru saldırır. Bekçiler ne yaparlarsa yapsınlar Kont geri çekilmemektedir. Daha sonra olan gürültüye Ata'mız gelir. "Ne oluyor burada?" diye sorar. Bekçiler efendim köpeği bir türlü zaptedemiyoruz, sürekli saldırmakta birazdan bağlayacağız derler. Atatürk "Köpeği bırakın ve bu adamı da araştırın" der. Gelen şahıs araştırıldığı zaman bir Fransız ajanı olduğu ortaya çıkar ve cezalandırılır. Bu olay üzerine de Kont ödüllendirilir. Öldükten sonra da yaşaması için mumyalaştırılarak köşkün çalışma odasına alınır.
   Çalışma odasındaki masanın üzerinde ise bir yazı yazmaktadır. Yazının tercümesi ise: "Her insan ölecektir ve bu dünyadan yok olacaktır. Ama her kim bu dünyaya güzel eserler bırakır ise o eserler o öldükten sonra bile onu takip ederek onu ölümsüz kılacaktır." Masanın ise kim tarafından hediye edildiği tam olarak bilinmiyor.

   Atatürk Köşkü gezisinden sonra yine aynı yolu takip ederseniz 200 metre kadar ileride yine solda Karagöz müzesi bulunmaktadır. Burayı da gönlünüzce gezebilirsiniz. Çünkü Bursa'da bu müzeleri gezmek ücretsiz. İstediğiniz gibi girip gezebiliyorsunuz.



Karagöz Müzesi



Karagöz Müzesi - Deli Ayten

Karagöz Müzesi


   Karagöz Müzesinde gördüğümüz Deli Ayten figürü aslında Bursa'nın sembollerinden birisiymiş. Şu anda yaşadığı yılları tam olarak hatırlayamasamda hikayesini biliyorum. Deli Ayten zamanında bir gence aşık olur. Fakat genç alkolik olduğu için ailesi vermeye yanaşmaz. Ayten de zamanla delirmeye başlar. Onun bu durumunu gören ailesi çaresiz Ayteni çocuğa vermeye razı olur. Fakat ne çare ki Ayten düzelemez. Kocası da bu durumda onu terkedip gider. Ayten'de bu durumdan sonra iyice delirir ve sokaklardaki küçük kulübesinde yaşamaya başlar. En büyük özelliği ise sürekli elinde taşıdığı davulu, çümbüşü ve çantalarıdır. Kime sorsanız Bura'da Ayten'in hikayesini bilir. 















7 Ağustos 2012 Salı

Ramazan

   Şimdiki Ramazanlar eskisi gibi değil artık. Eskiden biz bırakın iftarı sahura bi tabur kişi olurduk hatırlıyorum. iki saat önceden kalkılır, görkemli sofralar kurulur, herkes pijamalarıyla masanın başına otururdu. Kimse kalkmayacağım, ben yemeyeceğim demezdi. Ne kadar güzel günlerdi. O zamanlarda oruç tutmak daha kolaydı sanırım. Bir de daha fazla saygı vardı insanlarda.
  İyi hatırlıyorum eskiden oruç tutmayanlar veya bi sebeple tutamayanlar sokaklarda asla bişey yemezlerdi. Ayıptı çünkü. Günah kısmını bilemem o başka bir boyut, ama ayıp kabul edilirdi. Kimse yemezdi, yiyenler de ayıplanırdı zaten. İftar sofraları çok güzel olurdu, her zaman kalabalıktı, her zaman bir curcuna vardı ve çok keyifliydi. Yemek yemeyi değil de o masada oturmayı beklerdik biz.
   Bir de tabii ki eskiden daha kolaydı. Günler kısaydı ve kışa denk gelirdi. Kış olması çok kolaylaştırıyordu işi. Bu sıcaklarda insanları da anlamak lazım. Hem gün çok uzun, hem de susuzluk insanın iflahını kesiyor.
   Her türlü, her şekilde eski Ramazanları özlüyorum işte. O kalabalığı özlüyorum şimdi tek başıma yaptığım iftarlarda. O paylaşmayı özlüyorum, şimdi herşeyin tek kişilik yaşandığı zamanlarda. O bağlılığı özlüyorum şimdi yakınlarınla bile ayda bir görüştüğün bu dünyada.
   Ne kadar basitleşti, ne kadar kişiselleşti her şey. Paylaşım kalmadı, o samimiyet kalmadı. Her şey yok oldu gitti. Ben ise bunu en iyi bu Ramazan aylarında anlıyorum. En çok ta o tek başıma kalktığım sahur zor geliyor.
   Neyse ne bazı şeyler iyice yok olmaya başladı. Tabii ki hatrı sayılır bir kısım da bunlar hala devam ediyordur. Ama genel olarak yok oluyor sanırım.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı